Kent Konseyleri, katılımcı yönetim anlayışının en güzel örneklerinden biridir.

Tabii her şey usulüne uygun olarak yapılırsa.

Yani Kent Konseyleri, daha akılcı bir seçimle nitelikli kişilerden oluşursa.

Çoğu kere ne yazık ki böyle olmuyor. Kent konseylerinin seçiminde bir önceki yönetimin belirlediği esaslar uygulanınca ortaya garip bir tablo çıkıyor.

Kent konseylerinin seçimlerinde mesela hemşehri derneklerinin temsilcileri oy kullanamıyor. Ama Suriyeli sığınmacıların kurdukları derneğin temsilcisi, bu seçimde oy kullanarak belirleyici oluyor.

Bazı belediyeler, kent konseylerini arka bahçeleri gibi görüyor, bazı belediyeler de belediye meclislerine müdahil olmakla suçladıkları için böyle oluşumlara sıcak bakmıyor.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, bunun en iyi örneğini Nilüfer Belediye Başkanı iken uygulamıştı ve katılımcı belediyecilik hizmetlerinde bir devrim gerçekleştirmişti.

Bu modeli örnek alan çok az belediye var ve sonuçları da mükemmel. Onun için kent konseyi uygulamalarını, belediyelerin lehine bir uygulama olduğu gerçeği ile buluşturmak zorundayız. Bu da daha akılcı seçim, daha kaliteli kadrolar ve belediyelerin büyük desteği ile gerçekleşebilir.

Sevgiye tahammülsüzlük

Adam genç, yakışıklı, bekar.

Ama siyasi bir kimliği var.

Aşık olmuş. Halkın deyimiyle “Sevgili yapmış.”

Vay, sen misin? Sosyal medyada yan yana fotoğraflar, uyduruk hikayeler. Peki, sana batan tarafı ne?

Kızı yönettiği kurumda işe mi almış, ya da bir yakınını? O kurumdan sevgilisine para mı aktarmış. Makam aracıyla tur mu atmış?

Hiç biri yok. Sadece, kızımız kazandığı parayla bir arsa almış. Sevdiği adam da ona teknik anlamda destek olacak, o kadar.

Sevgiye bu kadar tahammülsüzlük olmaz. Siyasete dini karıştıranların, aynı siyasete aşkı da katmaları hiç de hoş değil.

Ne olmuş yani? Bu aşkın, yönettiği kuruma verdiği zarar ne? İnsan aşık olamaz mı? Üstelik ikisi de bekarken son derece masum bir aşkı, siyaset maskesiyle sorgulamak niye?

Bunların yatacak yeri yok.

Aşkı tanımamışlar, tatmamışlar ki.

Başka ne beklersiniz onlardan, kıskançlıkları dışında.

İşte bu

Eskiden “Özürlü”, “Engelli” gibi terimler kullanıyorduk.

Bu sözcükler bile o insanları toplumdan itmeye katkı sağlayan iki talihsiz tanımdı.

Aileler, insanların onlara bu gözle bakacaklarını bildikleri için evlerinde gizleyerek bilmeden yanlış yapıyor, bu silsile devam edip gidiyordu.

Sonunda doğrusu yapıldı. Bu insanlara “Özel gereksinimli bireyler” adı verildi. Bu tanım, kamu dilinde de kullanılmaya başlandı.

Artık “Neyin engeli, neyin özrü?” diye kafa yormayacağız boş yere. O insanlara, daha saygın, daha anlamlı ve sıcak bakacağız.

Tabii özel gereksinimlerinin ne olduğunu bilerek…