Deprem riski nedeniyle yıktırılan Büyükşehir Belediye Sarayı ile ilgili ‘Yıkılmamalıydı’ yollu görüşler var. Bunlardan biri Aziz Kocaoğlu, ikincisi de İnşaat Yüksek Mühendisi Muzaffer Tunçağ. Üstelik her iki önemli isim de bu alana yeniden bir belediye sarayı dikilmesinin güç olduğu görüşünde. Mimarlar Odası başta olmak üzere pek çok meslek kuruluşunun buna karşı çıkacağı haberlerini alıyoruz.

İzmir Büyükşehir Belediye Sarayı inşası Osman Kibar döneminde planlanmış, İhsan Alyanak döneminde inşaata büyük hız verilmiş, ancak 12 Eylül İhtilali ile yapımı durdurulmuştu. Çok az eksiği vardı ve kısa zamanda giderilebilirdi.

12 Eylül’den sonra askeri yönetim, İzmir Belediye Başkanlığı’na geçici olarak Cahit Günay’ı atadı. Günay, ESHOT Genel Müdürü idi ve belediyenin hafızasıydı.

O dönemde Sıkı Yönetim Komutanlığı, Ege Ordu Komutanlığı tarafından yürütülüyordu. Ancak Güney Deniz Saha Komutanlığı, Sıkı Yönetim Komutanı Süreyya Paşa’yı ikna ederek, Mithatpaşa Caddesi’nin Konak girişinde hemen solda yer alan karargahlarını bu binaya taşıma konusunda ikna etti. Ancak teknik eksikliklerin belediye tarafından tamamlanması gibi bir de durum vardı.

Cahit Günay, bunu haber alınca bir cumartesi gecesi, kalabalık ekiple İzmir Belediyesi’nin Basmane’de bulunan binasında ne kadar birim varsa; bütün masa, sandalye, evrak, telefon ne varsa natamam olan bu binaya taşıdı. Pazar günü de binadaki eksikleri tamamlattı. Personel pazartesi burada işbaşı yaptı.

Güney Deniz Saha Komutanı, ‘fırsatçılık’ suçlamasına hedef olmamak için ısrar etmedi. Cahit Günay da bu durumda görevden alınacağını sanıyordu ama olmadı. Orgeneral Süreyya Yüksel ona arka çıktı, Günay, Burhan Özfatura’nın başkan seçildiği 1984 yılına kadar görevini sürdürdü.

Ortalığı karıştıran adam

D.Ö. isimli emekli bir mühendis abi, kendine yeni bir meşgale bulmuş.

Kurumları meşgul etmek, biribirine düşürmek, insanları tedirgin etmek üzerine oluşturduğu bu meşgalede yaptığı da şikayet etmek. Hem de fütursuzca. Ama usturuplu ve ‘edebi’ yönü eksiksiz bir üslupla.

Kaymakamlıkta üst düzey görevde bulunan bir bürokratın, oğlunu belediyeye yerleştirmesinden tutun; bir kilisenin bahçesinin niçin otopark olarak kullanılmadığına kadar ne kadar saçma konu varsa, hepsi bu abinin gammaz ruhuyla resmi makamlarda çalışanları harekete geçiriyor, mesailer boşa harcanıyor ve bir sonuç alınamıyor.

Alınamayınca da bazı kurumlar, kendisini dava ediyor. Hakkında açılmış dava sayısı o kadar çok ki.

69’unu devirmiş böyle adamları ciddiye almak önemli sorunlar yaratsa da sona ermiyor.

Çünkü D.Ö. denen bu adamın bunca ihbarından zerre kazancı yok. Üstelik emekli maaşının önemli bölümünü de yazışmalara, mahkemelere harcıyor. Hakkında açılan davalarda da aleyhine ve kendisini bezdirecek bir hüküm örneği yok.

Derdi bürokratlarla ve göründüğü kadarıyla da vaktiyle canı yanmışlığının izleri var.

Bu arkadaş susturulmadıkça İzmir bürokrasisine huzur hakim olmayacaktır. Böyle dertli memurlardan birine rastladım; resmen psikolojisi bozulmuş. Ama bir şey yapamıyor. Yapacağı da ne olabilir ki?

Amerika’yı tanı

Amerika, dünyanın en zengin gibi görünen, ama demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir ülke. Bu ülkede her gün 600 bin insan yatağa aç giriyor. Parası olmayana devletin hastaneleri hizmet vermiyor. Her eyaletin kendi yasası var. Bazılarında hala idam cezası uygulanıyor ve insanlık dışı yöntemlerle insanlar idam ediliyor. Yurt dışında savaşıp ölen bir askerin ailesi uyarılıyor, devlet aleyhine açıklama yapması yasaklanıyor.

Pek çok insanımız, bu ülkede doğan çocuğa sözde parlak gelecek sunmak için 9 aylık hamile kadınlara 14 saatlik uçak yolculuğu yaptırıyor. Bunlar arasında devrimci arkadaşlar da var.

Amerika, Kübalı sığınmacıya devlette görev vermiyor, Suudi bir göçmeni genel müdür yapabiliyor. Zenciler, pek çok eyalette hala sıkıntı içinde. Polis adam dövüp öldürebiliyor ve az bir cezayla kurtuluyor.