Türk medyasında pek çok gazetenin kapanmasına neden olan şey, sundukları kontrolsüz promosyonlardı.

Tercüman, Bulvar, Günaydın, bunlardan sadece bir kaçı. Her üç gazete de yüzbinleri bulan tirajlarını, promosyonların kötü kullanımı nedeniyle dibe vurdurdular.

Türk basınının çekiliş, promosyon tarihi 1926 yılında Vakit Gazetesi’nin 15 kupon karşılığı verdiği kitap ve kalem kampanyasına dek uzanır. 1928’de Latin harflerinin kabulü ile tiraj kaybeden gazeteler, kuponlarla, hediyelerle bu düşüşü kapatmaya çalışırlar. Bu kampanyalar, daha sonraki yıllarda da dönem dönem devam eder.

İşte onlardan biri de Cumhuriyet Gazetesi’nin 14 Mayıs 1929 tarihinde başlattığı ‘Ucuz Hayat’ kampanyasıdır:

“Cumhuriyet karileri (Okurları) bugünden itibaren vasati yüzde on nispetinde ucuz yaşamak imkanını bulacaklardır. Halk, hayat pahalılığından müştekidir (şikayetçidir). Belediyeler ‘çare arıyoruz’ der. Matbuat (basın) hayat pahalılığına karşı feryat eder. Hükümet ‘Çare arıyoruz’ der. Belediyeler çare aramakta… Hükümet, mücadele etmekle meşguldür. Fakat netice şudur: Pahalılık aynı pahalılıktır. İşte Cumhuriyet, bu öne sürülen ve neticesiz kalan nazari tedbirler karşısında ameli bir çare buldu. Karilerimize (Okurlarmıza) tebşir etmekle (Müjdelemekle) mübahiyiz ki, (Gurur duyuyoruz ki) bulduğumuz çare, pahalılığı büsbütün izale etmese bile, hiç olmazsa tahfif edecektir.”

Whatsapp Image 2026 07 04 At 16.56.14

Okurlara her gün yayınlanan ‘ucuzluk kuponları’ ile İstanbul’un irili ufaklı birçok mağazasında yüzde 5 ile 20 arasında indirimli alışveriş yapma imkanı veren kampanya 25 Ağustos 1929’a kadar devam eder.

Neyse ki, sonuçta Cumhuriyet’e bir şey olmaz. Yakın yıllarda promosyon olarak uçak veren bir gazetenin başına gelenler onun başına gelmez.

Şiştim şiştim patladım(!)

Araştırmacı hekim ve kitap kurdu Eren Akçiçek, ölümünün birinci yılında, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Ömer Yiğitbaşı Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikle anıldı. Pek çok çalışmada birlikte yer alan yakın dostu Prof. Dr. Şükran Köse’nin öncülüğünde düzenlenen etkinlikte Akçiçek’le ilgili anılar aktarılırken bir oturumda da Dr. Serhat Bor, Türk insanının en önemli şikayetlerinden birisi olan “Fonksiyonel Abdominal Şişkinlik” konusunda bilgiler sundu.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroentoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapan Dr. Bor, “Şiştim şiştim patladım” başlığıyla sunduğu konuşmasında; bu anlamda ‘somatik’ (bedensel) semptomların en çok görüldüğü ülkenin yüzde 55’le Türkiye olduğunu söyledi ve şişkinlik sıralamasında Uzak Doğulu insanların daha arka sıralarda yer aldığını belirtti.

Şişkinliğin yemek yemekle ilgisi olmadığını, ancak böyle bir algı ile ilaç firmalarının alabildiğine fırsatçı davranarak toplumları istismar ettiklerini de vurgulayan Bor, klinik araştırmalarda ana sebebin anksiyete ve depresyon gibi sorunlar olduğuna işaret ederek, özellikle probiyotiklerin kullanımının yetersiz olduğunu savundu, Buskopan adlı ilacın dünyada en çok satılan ilaçlar arasında yer almasına rağmen iyi bir tercih olmadığını söyledi. Dr. Serhat Bor, “Beyinde yaşanan aşırı duyarlılıkta dikkat bağırsaklara yöneliyor. Şişkinliğin bir nedeni bu. Çözümlerden biri laktozsuz beslenmek. İkincisi de dünyanın en ucuz antideprasanı olarak bilinen ‘Amitriptilin’ kullanmak. Hekimlerin bu süreçlerde kullandıkları Sibo Testi’ni de bir çöp olarak nitelendiriyorum. Akdeniz diyetini de önemli bir destek olarak saymak istiyorum” diye konuştu.

Beden dilimizi sevsinler

Sadece bize özeldir bunlar:

Bir başkasının aracının silgecini kaldırmak, ‘Buraya park etme arkadaş’ demektir.

Biz, yolda karşımızdakine selektör yaparak selam veririz. Selektör gerektiğinde teşekkür etmek demektir. Kornaya uzun basmak küfür anlamına gelir ki, sesin uzatılması küfrün derecesini gösterir.

Yolda durup biriyle didişeceksek, aracının tekerleğine tekme atarız. En iyi stres atma yöntemidir.

Egzosu kırıp trafiğe çıkmak magandalığı ilan etmektir. Bizde yaygın bir uygulamadır.

İkinci vitesle kalkıp patinaj yaparak gitmenin mucidi biziz. Ne anlama geldiği bilinmez ama onu izleyenlerin tepkileri hepimizce malumdur.

Aracın alınmasındaki katkıları nedeniyle babaya, amcaya, dayıya ‘Sağolsun’ kelimesiyle biten yazılar yazmak da bizim bu alandaki özelimizdir.