Devremülk, Türkiye’de karmaşık bir durum.
Mesela bu işin yönetmeliği yok; CİMER dışında şikayet edilecek bir kurum da bulunmuyor. O yüzden sıkça yakınmalar yaşanır ve düzen yine devam eder.
Devremülk, basitçe şöyle bir şey.
Birileri bir otel ya da pansiyon edinirler. Odalarına numaralar koyarlar. Sonra bunları belli sürelerle birilerine pazarlarlar. Pazarlanırken, size aslında bu odanın sahibi olduğunuz söylenir ve sizin zaten sistemin bir parçası sayıldığınız aşılanır.
Bu güven ve güç, sizde ikna yolunu açan en önemli iki faktördür artık.
Ancak agresif satış taktikleri karşısında sizin yapabileceğiniz bir şey de yok gibidir. Sizi lüks bir otelde ücretsiz ağırlarlar. Orada ikna ederler ve imzayı basarsınız.
Sahibi olduğunuzu sandığınız o odada ailece tatil yapmaya başladığınızda yüksek yıllık aidat başta olmak üzere pek çok sorun çıkar karşınıza. Mesela istediğiniz zaman diliminde tatil yapamazsınız, ‘Yer yok’ derler. Sözleşmeyi iptal etmeye kalkarsınız, karşınıza ‘Kapı gibi sözleşme” çıkarırlar. Elhasıl devremülk kavramı sizde kabusa dönüşür.
Yıllar önce Bodrum sahilinde yürüyüş yaparken bu tuzakçılardan biriyle karşılaştım. İsteğine uyup ertesi gün araçlarıyla ve tabii dönüş garantisiyle pazarlanan devremülk tesislerine gittim. Sarmadı, sözleşme falan imzalamadım. Beni geldiğim yere bırakmadılar, 20 kilometrelik yolu taksi tutarak kat ettim.
Daha o gün anladım ki, bu işte bir ‘üçkağıt’ var. Zaman içinde hiçbir devremülkçünün de hayatından memnun olduğunu görmedim.
Bu işi düzenleyen ne bir yasa, ne de bir yönetmelik var. Bu işi yapanların çoğu meydanı boş bulmuş, kandırıp duruyorlar.
Sosyal medya gassalları
Sosyal medyada acayip tipler var.
Bunlar, birilerinin ölmesinden nedense mutluluk duyuyorlar. O birileri ölmeyince de “Bari ben öldüreyim” deyip rezil paylaşımlar yapıyorlar.
Bu paylaşımları, üzüntü havası vererek sunsalar da durum hiç de öyle değil. Hepsinin ruhunda bir manyaklık var ve ruh sağlıklarının doğru dürüst olmadığı da ortada.
Buna zaman ayırıyorlar. Yaptıkları paylaşımları tasarım için de zaman ayırarak sunuyorlar.
Hepsinin bir ortak dili ve ruhu var:
Birileri ölsün istiyorlar.
İlgili kurumların bu tiplere ulaşması zor değil. Ellerindeki teknik imkanlar, öylesine güçlü ki… Ama yapmıyorlar, görmezden geliyorlar.
Sonuçta buna inanan milyonların ahına ortak oluyor ve toplumu olumsuz dizayn ediyorlar.
Yazık bu gençlere
Büyük kentlerdeki üniversitelerde öğrenci sayısı her geçen yıl azalıyor.
Giriş sınavlarını kazananların belirli bir bölümü, yurt ve konut kiralarının yüksekliğini bahane ederek bu büyük kentlere gidip eğitim göremiyor.
Barınma, yemek vesaire harcamalar, eğitime darbe vurmuş durumda.
Devlet buna seyirci kalmamalı, ya bu kentlerde yeni yurtlar açmalı ya da yurt ödemelerini sübvanse etmeli. Sadece Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Buca ve Balçova kampüslerine bu yıl toplam 30 bin öğrencinin anılan sebeplerden gelip eğitim görmediği belirtiliyor.