Taksici esnafı, uzun zamandır, korsan taksi ile mücadele ediyor. Bu mücadelesini yasal zeminde sürdürmekte kararlı olan odalar, yargının ağır çalışması ve sair nedenlerden dolayı mağdur ediliyor.
Bu mücadelede en çok ter dökenlerden birisi de İzmir Şoförler ve Otomobilciler Meslek Odası Başkanı Erkan Özkan. Özkan, korsan taksiciliğe son verecek yargı girişimlerinde hep ön planda. 19 Aralık’ta İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’nde Asliye Ticaret Mahkemesi’ndeki duruşma için kalabalık bir taksici grubuyla bu kente gitti. Herkes gibi o da umutluydu. Ama olmadı. 3 yıldır süren dava yine sonuçlanmadı. Bu süre zarfında 4 hakim değişmiş, son hakim değişikliği de bir hafta önce gerçekleşmişti.
Yetkili kurumlar, odaya bağlı, her kurala uyan taksiciyi, en önemsiz bir açığını bulduğunda çalışmaktan men ederken bu adamlara dokunamıyor.
Duruşmaya Türkiye’nin dört bir yanından binlerce taksici esnafı gelmişti. Umutlu bekleyiş hüsrana dönüştü, dava ocak ayında bilirkişi oluşturulması için ertelendi.
Başkan Erkan Özkan, “Bu, Türkiye’nin meselesi” dedi ve ekledi:
“Bugün istediğimiz sonucu alamamış olabiliriz. Ancak İstanbul’da bir kere daha gördük ki; birlik ve beraberlik en büyük gücümüzdür. İzmir’in duruşunu, esnafımızın kararlılığını, tüm Türkiye’ye gösterdik. Bu mesele Erkan’ın, Sami’nin, Eyüp’ün ya da Ahmet’in meselesi değildir. İzmir’in, Mersin’in, Antalya’nın, Bursa’nın, ya da Ankara’nın sorunu da değildir. Bütün Türkiye’nin meselesidir. Emeğimizi ve ekmeğimizi çalanlarla mücadelemiz, son korsan kapanıncaya, mağdur olan tek bir esnaf kardeşimiz dahi kalmayana dek sürecektir.”
İstanbul’daki tablo, gerçekten muhteşem. Taksici, “Korsan ya bitecek, ya bitecek” diyor ve yargı süreci tamamlana kadar hukuki ve demokratik mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini vurguluyor.
Ne sağcıyım ne solcu
Sağcılık-solculuk kavramları, 1960’lı yılların icadı.
Sağcılık, içinde milliyetçilik, solculuk da içinde devrimcilik barındıran zıt ideolojiler.
Tek parti döneminde de, 1950’li yıllarda da böyle bir şey yaşanmadı. 1950’li yılların modası “Menderesçi” ya da “İnönücü” olmaktı. Devrim, milliyetçilik gibi kavramlar, henüz telaffuz edilmezdi ama her iki grup da aynı apartmanda oturmaz, aynı kahveye gitmez, aynı sigarayı içmezdi.
Sağcılık ve solculuk, öyle bir hal aldı ki, sonuçta düşmanlığa dönüştü. Savundukları kavramlara toz kondurmak istemeyenler, karşı görüşte diye en yakın arkadaşının bile kanına girdiler.
Ecevit, bu gerilimi, “Ortanın Solu” kavramını ortaya sunarak kırmak istedi ama İnönü, kendisine destek vermedi. Özal, sağcıları da solcuları da aynı siyasi çatı altında topladı, bir adım attı ve tablo öyle kalakaldı.
Bugün kimin kim olduğu meçhul. Kim sağcı, kim solcu, daha doğrusu kim sağlam sağcı, kim hakiki solcu; muamma.
1960’larda solcular, sağcılara “Gerici” derdi. Gerici dedikleri sağcılar da onlara “Gomünist” diye karşılık verirlerdi.
Bugün bu kavramların yerini söylemeye dilimizin varmadığı başka kavramlar almıştır.
Sağcılar da solcular da tarih olmuştur.
2025’i nasıl anacağız?
Bir iki gün sonra 2025’e veda edeceğiz.
Ne dersiniz, 2025’i nasıl anacağız?
Sadece aşırı sıcaklar, orman yangınları ve Trump’ın saçmalıkları mı belleğimizde yer etti?
O meşhur ziyaret, Netanyahu’nun yaptıkları, ekonomi, tutuklamalar, uzayıp giden davalar…
Bunlar da var değil mi?
Sonuçta “2025’i nasıl bilirsiniz?” diye sorduklarında “İyi bilirdik” mi diyeceğiz, “Kötü bilirdik” mi?
Elhasıl böylesine her uğurlamada aslolan, giden değil de gelen bize ne verecek, ne sunacak meselesi.
2026 bence böyle bir umut vermiyor.
Dilerim, yanılırım.