A Milli Takım’ın Dünya Kupası’nda ABD karşısında aldığı 3-2'lik galibiyet elbette değerli. Turnuvaya veda etmiş bir takımın son maçta mücadeleden vazgeçmemesi alkışı hak eder. Ancak bu galibiyetin, 2026 Dünya Kupası'ndaki başarısızlığın üzerini örteceğini pek sanmıyorum.

Vincenzo Montella maç sonrası yaptığı açıklamada, "Bu maç bin tane zafere bedel" dedi. Ne var ki işimiz duygu ile değil sonuçla. Tarihe geçen bu galibiyet değil, 24 yıl sonra katıldığımız dev turnuvada ilk turdu elendiğimiz olacak.

Ay-Yıldızlı ekibimizin hocasının sürekli olarak şanssızlığa vurgu yapması da dikkat çekici. Direkten dönen toplar, kaçan fırsatlar, baskı, atmosfer... Futbolun içinde bunların hepsi var. Mazeret üretmek yerine çözüm üretmek çok daha şık olacak. Türkiye, Paraguay karşısında etkisiz kaldı, kritik anlarda üretkenlik sorunu yaşadı ve grup aşamasında gerekli puanları toplayamadı. Bunun sorumluluğunu yalnızca talihsizlikle açıklamak çok da doğru değil.

Milli Takım formasını giymek zaten milyonların umudunu üzerinde taşımaktır. Baskı olması kadar normal bir şey olamaz. Dünya Kupası sahnesinde yer alan futbolcuların bu yükün altına girmesi son derece normal. Eğer takım bu baskının altında ezildiyse, teknik ekibin görevi bunu yönetmek. Son maçta gelen galibiyet, önceki iki maçta yaşanan mental ve taktik eksiklikleri ortadan kaldırmıyor.

Montella'nın, "Dünya Kupası'na gelmek 24 yıl sürmeyecek" sözü ise aynı sistemin devam edeceğini gösteriyor. Umutlanmak isterken kendisinin de göreve aynı şekilde devam edeceğini algılıyoruz.
Türk futbolu benzer vaatleri çok duydu. Sporseverler artık gelecek için verilen sözlerden çok, sahada ortaya konan sürdürülebilir performansı görmek istiyor.

ABD karşısında alınan galibiyet gurur verici olabilir. Ancak gerçek şu ki Türkiye, hedeflediği noktaya ulaşamadı ve Dünya Kupası'na grup aşamasında veda etti. Bu nedenle yapılması gereken, son maçın sevincine sığınmak değil; eksikleri dürüstçe analiz etmek, hatalardan ders çıkarmak ve geleceğe daha sağlam bakmak.

Çünkü Milli Takım’ın ihtiyacı olan şey, başarısızlıkları romantikleştirmek değil, onları doğru okuyup başarıya dönüştürebilmektir.