Eşek ya da karakaçan… Fark etmez.
Türkiye’de sözde son eşek sayımı 1984’te yapıldı. 24 bin eşek olduğu açıklandı. 40 bin köyü olan bir ülke için köy başına bir eşek bile düşmüyor bu hesabı göre.
Sözde sayımı bir mobilet üreticisinin yaptığını da söyleyeyim. Çünkü o yıllarda mobilet, eşeğe alternatif gösteriliyordu. Hani şu ara trafik otoparklarını dolduran mobiletler.
Aslında sadece Türkiye’de değil; dünyada eşek popülasyonunun giderek azaldığı söyleniyor. Eskiden İzmir’de Hilal semtinde eşek pazarı kurulurdu. Şimdi eşek satın almak isteseniz, zor bulursunuz.
Yarın biri bir diğerine “Eşşekoğlu eşek” dediğinde muhatabının kızmadığını görürse normaldir. Çünkü adamcağız, eşeği görmediği ve görmeyeceği için neye benzetildiğini bilmediğinden alınganlık göstermeyecektir.
Eşeğin gözleri güzeldir.
Ord. Prof. Rasim Adasal ki, dünyanın sayılı ruhiyatçılarındandır. Üstada göre “Eşek anırmasını uzaktan dinlemek insana huzur verir, relaks etkisi yapar.”
Bu güzelim hayvanın geçmişte çok hor kullandığı, hiç de uygun olmadığı halde arabaya bile koşulduğu bilinir.
Eşek, ya binilecek ya da iki tarafına birer küfe sarılıp yük taşınacak hayvandır. Eskiden ilginç köy manzaraları vardı. Eşeğin semerine kurulmuş adam, arkadan yürüyen karısı.
O zaman sorardı insan:
“Asıl eşek üstteki mi, yoksa alttaki mi?”
Eşek popülasyonunun azalmasında kaçak sucuk imalatçılarının da payı büyüktür. Yazımıza ek olarak sunulan fotoğraf da bunun bir kanıtı işte. Fotoğrafın çekiliş tarihi 25 Aralık 1953. Yer İzmir Emniyet Müdürlüğü bahçesi. Üç adam, iki eşek ve bir de bıçak var görüntüde.
Fazla izaha gerek yok herhalde.
…
Bu arada eşekle ilgili ilginç bir anekdot da sunalım:
Ege Ekspres’te çalıştığımız yıllar.
Adamın biri, eşeğine tecavüz eden kişiyi öldürmüş.
Haber gazetede üç fotoğraf eşliğinde yayınlandı. Katil, öldürülen adam ve eşek.
Ama sadece eşeğin gözlerinde bant vardı.
Bu esprinin mimarı da gazetenin Yazı İşleri Müdürü sevgili Erkin Usman’dan başkası değildi…
Ayhan Işık, unutulmasın!
Türk sinemasının gerçek kralı Ayhan Işık, İzmir doğumlu. Karataş Lisesi'nin hemen karşısında; şimdilerde kendi adını taşıyan bir eğitim merkezi olarak faaliyet gösteren iki katlı Rum evinde dünyaya geldi ünlü oyuncu.5 Mayıs 1929'da Selanik göçmeni bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya gözlerini açan asıl adıyla Ayhan Işıyan, 7-8 yaşlarına kadar bu muhitte yaşadı.
Sonra ailevi nedenlerle ver elini İstanbul.
Önceleri eğitimine devam.12 yaşında ailesine bakmaya çalışması...
Sonraları resme olan kabiliyeti nedeniyle kendisini çok güzel bir çevrede bulması...
Salah Birsel, Rıfat Ilgaz, Safa Önal, Semih Balcıoğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimlerle tanışması. Babıali'de ressam olarak çalışmaya başladığında da "Onlar Grubu"nda yer alıp kariyerini tescillemesi, Fikret Otyam, Altan Erbulak, Remzi Raşa, Adnan Varınca, Nedim Günsür, Orhan Peker, Turan Erol gibi ustalarla çalışması...
Ve nihayet; 1952'de Yıldız Dergisi'nin açtığı yarışmaya girerek resim hayalini geri plana itmesi, Claude Monet'nin etkisinden arınıp Orhan Murat Arıburnu'nun yönettiği bir filmde başrolde oynaması...
Başarı hikayesi uzayıp gidiyor Ayhan Işıyan'ın ya da sinemadaki adıyla Ayhan Işık'ın.
Çevirdiği yüzlerce film, gösterildiği sinemalarda seyirci sayısını ikiye üçe katlarken aslında o, hem sektöre bir katma değer kazandırıyor, hem de o yıllarda belediyeleri ayakta tutan bir kaç gelir kaynağından birisi olan sinema rüsumlarını artırarak yerel yönetimlere rahat nefes almaları imkanını tanıyordu.
İşte bugün, o sunduğu güzelliklere yanıt verme zamanı. Vefayı kanıtlama günü.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin hizmete soktuğu körfez vapurlarının çoğuna İzmir doğumlu futbolcuların, sanatçıların isimleri verildi.
Meydanlar, sokaklar, İzmirli ünlülerin adlarıyla taçlandı.
Bunlardan birine neden Ayhan Işık adı verilmesin?
Çocukluk arkadaşım, sinemacı, film işletmecisi ve bu alanda artık duayenlik mertebesine ulaşan merhum Tarık Vardar, 1500 imza toplayarak Büyükşehir Belediyesi'ne sundu. İsteği şuydu:
"Bir körfez vapuruna, bir meydana, bir caddeyle Ayhan Işık adı vererek onu da ölümsüzleştirin."
Böyle anlamlı bir çabanın ve talebin cevapsız, karşılıksız kalmayacağını umuyorum.
1972'de tanıdığım Ayhan Işık'la benim de ölümüne dek süren çok yakın bir dostluğumuz vardı. İzmir Fuarı'nda sahneye çıktığı günlerde hep beraberdik. Sonraları İzmir'e ne zaman gelse onunla oturup doyumsuz sinema sohbetleri yapardık. Hüseyin Baradan, Erkin Usman, Ahmet Yazıcıoğlu, Güler Ökten (Özkan), Gönül Tavoğlu (Bayramoğlu), bu doyumsuz sohbetlere katılır, aynı keyfi paylaşırdı.
Hepimizdeki ortak kanaat, Ayhan Işık'ın mükemmelliğinden başka bir şey değildi.
Tarık Vardar,16 Haziran 1979'da çok genç yaşta kaybettiğimiz Türk Sineması'nın gerçek kralı Ayhan Işık'ın, bu vefa gösterisini hak ettiğine inanarak yaşadı ama onun da ömrü buna yetmedi.
Yeni parti mi yeni adres mi?
CHP’deki çekişme, biteceğe benzemiyor. İki taraflı bir güç gösterisi, iki kutuplu partiyi ciddi şekilde yıpratıyor.
Bu tablodan rahatsız olanlar, Özgür Özel’in yeni bir parti kurması gerektiğini savunsalar da söylendiği gibi kolay olmayan bu teşebbüsün zaman yarışında ters tepmesi ihtimali de var. Yani bir erken seçim kararında böyle bir partinin seçime girmesi zor.
Tablodan rahatsız olan bir başka grup da CHP’nin ilkelerine yakın başka siyasi mecralara yöneliyor. Mesela İYİ Parti’ye kaydoluyor.
Daha da ileri gidip, “Partiyi bırakalım İYİ Parti’de birleşip yol alalım” diyenler de var.
AK Parti’nin CHP için her alanda hayata geçirdiği ‘Silkeleme politikaları’ meyvelerini veriyor.
Kısacası, karar vermek için fazla zaman yok.