Geçtiğimiz hafta dünya ve ülke gündemine kısaca özetlersek şunlar oldu; Nepal-Tibet sınırında sel felaketi 700’e yakın can kaybı yaşandı. Rusya’nın Kiev yakınlarındaki saldırısında en az 37 kişi öldü. Trump, Venezuela ile 65 milyar varillik petrol anlaşmasını açıkladı, Norveç Kralı Harald V hayatını kaybetti, yerine Haakon geçti. Nijer’de askeri isyan ve darbe girişimi oldu, İzlanda’da AB üyelik müzakereleri referandumu yapılırken Suriye’de SDF/YPG’nin dağıtıldığı ve Mazlum Abdi’nin danışman atandığı duyuruldu, Avrupa’da aşırı sıcaklar ise can kayıplarına yol açıyor.
Türkiye gündemine baktığımızda ise Libya Genelkurmay Başkanı Ankara’da uçak kazasında hayatını kaybetti, asgari ücrette yüzde 27 civarı artış gündemde, belediyelere yönelik operasyonlar ve tutuklamalar devam ediyor, Muğla-Antalya hattında orman yangınları, İsrail’le gerilim, Netanyahu’nun açıklamalarına Ankara’dan sert tepki, Cem Yılmaz’ın hastaneye kaldırılması, Gülistan Doku soruşturmasında yeni gözaltılar ve yavru bir kedinin işkence ile öldürülmesi yer alıyor.
Dünyanın çirkinliğinden değişen bir şey yok. Bu ve bundan önceki tüm zamanlarda olduğu gibi kötülük her yerde…
Peki, bu kadar çirkinlik neden ve niçin var? İnsan kendi sonunu başlangıcını yazmıştır. Allah’ın karşısına şeytanın çıktığı evrende kötülerin olması, kötülüğün olması her ne kadar kabul edemesek de olağan.
Bir çırpıda okunacak bir kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere. Kitabın isme “Bir Sanatçı Gibi Araklayın”. Kitabın temel felsefesi, dünyada tamamen orijinal hiçbir fikrin olmadığı ve her yeni eserin aslında geçmişteki fikirlerin birer karışımı olduğu. Başucu eseri olması gereken kitap yaratıcılık üzerine tavsiyeler verse de ben bunları hayata empoze etmenin daha çok işimize yarayacağını düşünüyorum.
Her sabah gözümüzü bildirim sesleriyle, kriz haberleriyle ve bitmek bilmeyen bir bilgi bombardımanıyla açıyoruz. Modern dünya, zihnimizi ele geçirmek için yarışan devasa bir kaos havuzuna dönüştü. Sosyal medyanın yarattığı çılgınlık altında çoğumuz tıkanmış, tükenmiş ve yaratıcılığımızı, kendimizi kaybetmiş hissediyoruz. Peki, bu modern hapishaneden kaçıp zihinsel özgürlüğümüzü ilan etmek mümkün mü? Yazar Austin Kleon, tam da bu noktada kulağımıza fısıldıyor: "Bir sanatçı gibi araklayın."
Yazar diyor ki; ‘siz dinledikleriniz, izledikleriniz ve gördüklerinizden oluşuyorsunuz…’ Haksız mı? Türkiye’de antidepresan kullanımı hızla artarken TV programlarında yayınlananlara bakar mısınız; şiddet, mafya, kavga dizilerinden başka bir şey yok!
Yaşamın daha güzelleştirecek tavsiyeler veren kitapta beni en çok ilgilendiren başlıklar şunlar oldu: Fikir arşivi tutun, tükettiğiniz şeylere dikkat edin, önce kopyalayın, sonra kendinizi bulun, meraklı olun ve araştırın, okumayacak olsanız bile kitap biriktirin, bildiğinizi değil, görmek istediğinizi yapın.
Dünyanın karmaşasını tek başımıza durduramayız. Savaşlar, ekonomik dalgalanmalar ve dijital gürültü devam edecek. Ancak bu karmaşanın içinde kendi korunaklı hayatımızı inşa edebiliriz. Başkalarının iyi yaptığı şeyleri dikkatle izleyip, onlardan ilham çalıp, teknolojiyi kısa süreliğine de olsa kovup ve sadece üretmenin keyfine varabiliriz.
Esinlenmek, iyi şeyleri hayatımıza kopyalamak kötü bir şey değil. Ne demişti Picasso “Sanat hırsızlıktır” güzel olanı araklamaktan, esinlenmekten onu yaşamaktan korkmayın! Başkalarının çalışmalarından, mutluluklarından öğrenip kendi yolunu keşfetmek fikir hırsızlığı değil hayatı araklamaktır. Unutmayın; dünyayı kurtarmanın yolu, önce kendi zihinsel berraklığınızı kurtarmaktan geçer. Şimdi telefonunuzu yavaşça ters çevirin, derin bir nefes alın ve ilk fikrinizi araklamak için etrafınıza dikkatle bakın.
Ylz der ki; Çirkinlik her yerdeyse, güzelliği araklamak bir isyandır.