Her kentin kendine özgü sorunu var. Kiminde trafik, kiminde sokak köpekleri, kiminde çarpık kentleşme.

Ama hemen hepsinde ortak bir sorun var: Madde bağımlılığı.

Uyuşturucu kullanımı giderek yaygınlaşıyor ve bir neslin yok edilmesi tehdidi altındayız.

Buca İlçe Kaymakamlığı, geçtiğimiz günlerde bu sorunların tespiti ve irdelenmesini amaçlayan geniş kapsamlı bir toplantı yaptı. Toplantıya daire müdürleri, muhtarlar, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

Uzman Melek Kocabıçak’ın organize ettiği bu etkinliğe davet edilenlerden biriydim ve yaptığım konuşmada madde bağımlılığının Buca’nın imajını değiştirecek duruma geldiğini anlattım.

Bu tür toplantıların sıkça yapılmaması büyük hata. Bu yüzden Buca İlçe Kaymakamı Muhammed Gürbüz’ü ve “Plan ve Koordinasyon” Kurulu Başkanı Melek Kocabıçak’ı kutluyorum.

Bu toplantıdan üç gün sonra kentte kapsamlı bir uyuşturucu operasyonu yapıldığını öğrendiğimde böyle etkinliklerin ne kadar önemli olduğunu anladım.

Her kentin kendine has sorunları olduğunu söylemiştim.6-7 yıl önce Avrupa Birliği destekli bir çalıştayda görev almıştım. Çalıştay, isminden net anlaşılmasa da sivillerin, sorunların çözümünde resmi kurumlara nasıl destek vereceği üzerineydi.

İki buçuk yıllık çalışmalardan sonra İstanbul’da bir final toplantısında pilot ilçe seçilen yedi ilçenin temsilcileri bir araya geldi. Beşiktaş, Çorlu ve Buca olarak biz aynı masada sorunlarımızı dile getirdik. Çorum Belediye Başkan Yardımcısı, en büyük sorunlarının, sahilde balık avlayanların olta takımlarını arkaya savurduklarında gelip geçenleri rahatsız etmesi olduğunu, Beşiktaş Zabıta Müdür Yardımcısı da en büyük sorunlarının, hurdacıların çöp konteynerlerini karıştırıp bırakmaları olduğunu söylemişti.

Bunlar gıpta edilecek sorunlardı. Ama bizimki çok farklı ve çok karmaşık. Uyuşturucu var, sokak köpeği var, trafik var, bir artı bir evler var, doğa katliamı var.

Şükür ki, toplantıda bunları konuştuk. İnanıyorum ki, hepsine çözüm üretilecek ve Buca bir huzur kenti olarak anılacak.

Diyalog yoluyla sorun çözmek

Sorunların diyalog yoluyla çözülmesi.

Ne güzel bir deyiş.

Demokrat bir ortamın sunduğu bu güzelliği acaba bugün yaşıyor muyuz?

Yani diyalog, her alanda sorunları çözme konusunda kullanılıyor mu?

Külliyen hayır.

Özellikle siyasi ve devleti ilgilendiren konularda diyalog, günümüzde ‘okey oyunundaki kavga’ gibi anılmaktadır. Bu kavgadan korkan taraflar, bir türlü masaya oturmamaktadır.

Sorunların diyalog yoluyla değil atışıp, kapışmakla çözülmesini daha keyifli gören bir toplum olduğumuz için bizden ileriye doğru bir adım atmamızı beklemek abestir.

Peki ne bekleyeceğiz?

Bence, öncelikle tarafların öfkelerinin yatışmasını.

Sonra aklıselimle tanışmak.

Sonra ön yargılardan arınmak.

Ve nihayet: Özveri.

Dünyanın gıpta duyduğumuz akıllı ülkeleri bunu yapıyor, biz de izliyoruz.

Dünyanın akıllı ülkeleri tüm sorunlarını bu yolla çözüyor, biz çözümsüzlüğü tercih ediyoruz.

Biz dünyanın neresindeyiz dersiniz?

Yaz saati uygulaması tartışmaları

Yaz saati uygulaması, enerjiden tasarrufu öngören bir uygulamaydı ve uygulandığında ne kadar işe yaradığı tartışılan bir konudur.

Türkiye, bugün hangi konumda olduğunu bilmeyen bir duruma gelmiştir.

Ancak görünen o ki, ileri saat uygulaması devam etmektedir ve özellikle sabahları okula giden çocuklar, gözlerinin çapaklarını temizlemeden yollara koyulmaktadır.

Bir projenin ekonomik mi, sosyal mi yarar sağladığı tartışılır. İnsanları sabahın köründe yollara düşüren bu projenin ne öğrenciye, ne işçiye, ne memura faydası olamaz.

Demem o ki, hangi saat uygulaması yapılıyor, artık şaşırır olduk, normale dönelim, biz de normal yaşantımıza devam edelim.