Seçimi her kaybettiğinde CHP’de böyle bir hava eser:
“Değişim” adı verilen bu hava esintisi, bir süre sonra kesilir ve ortalığı yine boğucu bir sıcak basar.
Değişim talepleri her seferinde kabul görse de sonuçta istenenin olmadığı, partinin ana hedefinden biraz daha uzaklaştırıldığı gözlemlenmiştir.

CHP, 1938 yılından beri böyle bir savaş içindedir. Altı Ok’un artık hiçbir hikmeti harbiyesi kalmamıştır.
Ecevit, İnönü’yü tahtından indirdiğinde; sadece halkçılığı güçlendirmeye çalışmıştı ve ne hikmetse feodal yapı buna yeterince izin vermemişti.
Baykal’a kadar ve Baykal dahil parti, ”Ne yapsak da iktidar olmasak” prensibiyle hareket etmiş, bunda muvaffak olmuştur.
Şimdi değişim isteyenlerin “iktidar istiyoruz” diye bir tavırları yoktur ve “Muktedir olmak” başlıca hedefleridir. Kemal Kılıçdaroğlu, zaten bütün siyasi hayatı boyunca “Muktedir olmayı” ön planda tutmuş bir siyasetçi profili çizmişti. Değişim taleplerinde onun bu politikasını sürdürdüğünü gözlemek mümkündür.
Yerel seçimler yaklaştıkça “Muktedir” kavramının önemi daha da artıyor. Çünkü siyaseti ticarete dönüştüren öyle örnekler var ki, bunlar “muktedir” tahtından aşağı inmek istemiyor. Ve onlar, kendilerine oldum olası hoşgörü göstermiş Kılıçdaroğlu’nun başlarında yine kalmasını isteyeceklerdir.
Değişimi bir düğüme benzetirsek “Gemici düğümüyle hiç ilgisi yok” diyebiliriz.
Sadece bu yüzden.
“Giyimde Atatürk’ü örnek aldım”
Hüseyin Özkan, önemli bir isim. Atatürk’ün giydiği yüzlerce elbise ona emanet. Özkan, bu elbiseleri, gereğinde onarıyor, koruyor ve gelecek nesillere ulaştırmak için elinden geleni yapıyor.

Bir şey daha yapıyor Hüseyin Özkan. Mesleğinin sunduğu refleksle; Atatürk’ün elbiselerinin tıpatıp aynılarını dikiyor, bunları düzenlenen defilelerde sergiliyor.
Özkan, istiyor ki, bu defileler, tüm yurtta yapılsın. Bunun için belediyelere, sivil toplum örgütlerine teklifler iletiyor. Pek çoğu, Özkan para isteyecek diye bu defilelere sıcak bakmıyor.

Oysa Hüseyin Özkan, “Bütün defilelerim için sponsorum var. Parayı düşünmesinler” diyor.
Özkan, üçüncü cumhurbaşkanı Celal Bayar’la bir görüşme yapmış. Görüşmesinde şıklığıyla tanınan Bayar’a bunu neye borçlu olduğunu sorduğunda şu cevabı almış:
“Ben hayatım boyunca giyim konusunda Atatürk’ü örnek aldım.”
Atatürk’ü zaten öve öve bitiremiyor ama Celal Bayar’ın giyim tarzına da hayran Özkan.
“Şık giyinmek, bir insana cebindeki paradan daha büyük bir güç katar” diye konuşuyor.
Memurlar neden kaçıyor?
Kamu kurumlarında çalışan memurlar, eskiden İstanbul, İzmir gibi illerde görev yapmaya yatkındılar. Hele Bodrum, Marmaris gibi kentlerde çalışıyor olmak, onlar için bir ayrıcalık sayılırdı.
Ancak dengeler değişti. Madalyonun öbür yüzü ortaya çıktı. Ev kiraları, sosyal yaşamın parasal yükü, memurları yıldırdı. Kayseri’nin basit bir ilçesinde ailece dışarıda yemek, bütçelerine dokunmazken; Bodrum’da dışarıda kahvaltı etmek onlar için yıkım oluyor artık.
İzmir’in Karşıyaka, Buca, Bornova, Narlıdere, Konak gibi ilçelerinde ev kiraları tavan yapıyor. Memurlar, bu yüzden kiralar, maaşlarını geçtiği için özellikle kendi memleketlerinde ç alışmanın yollarını arıyor.
Bu yüzden büyük kentlerde ciddi bir memur sıkıntısı yaşanıyor kamu kurumlarında. Yerlerine de atamalar yapılamadığından şikayetler gözleniyor.
Sadece Buca ilçesinden son bir yıl içinde 50’yi aşkın kamu görevlisinin bu yüzden kendi memleketlerine atama gerçekleştirdiği iddia ediliyor. Kurumların bir kısmında önemli ölçüde personel sıkıntısı gözleniyor ve bunun kısa vadede çözümü de ihtimal dışı olarak değerlendiriliyor.
Trollere inansak…
Troller, seçim sonrası da mesailerini sürdürüyor. Bu sefer, gündemlerinde emekli maaşları var.
Cep telefonunuzu açtığınızda, bilgisayarınızı çalıştırdığınızda hemen karşınıza çıkıyorlar. Başı ile sonu birbirini tutmayan saçma sapan iddialarla insanların akıllarını karıştırıyorlar.
Bunlar, sosyal medyanın en rezil aktörleri. Sosyal medyayı inandırıcılıktan uzaklaştıran birer mikrop her biri. Bir yerlerden besleniyorlar belli de; insanları etkiledikleri bir gerçek.
Trollük, siyasetin tarihi kadar eski bir meslek. Her zaman yeşerecek bir ortam buluyor kendine. Saftirik oranı arttıkça onların da piyasası açılıyor.
Ancak bu gidişatın, ona destek veren güçlere de bir faydası olmadığı ve olmayacağı bilinmeli, meydanı boş bulmalarına fırsat tanınmamalı diye düşünüyorum.
Bir diskoya ya da barın kapısına yazılsa ya. En-damsız girilmez diye. Ne o hep moloz tipler?
***
Terzi kendi söküğünü dikemez. Bir evlendirme programında kameramanlık yapıyor ama kaç yıldır kendisine münasip bir eş bulamadı!
***
Çekirdek ailemizde çekirdek bile çitleyemiyoruz. Neden? Çekirdek çok pahalı çoook!
***
Bana kara diyen dilber. Ne yapayım? Amele yanığı!
***
Demokrasilerde biçareler tükenmez!
***
Kimi erkekler radara yakalanmaktan korkmaz, karısına yakalanmaktan korktuğu kadar!
***
Kurşun adres sormaz. Ama yer çekimi kanunu dinler net!