Türk futbolunda transfer denince akla ilk gelen kelime genelde “kısıtlama” olur. Bütçe kotaları, oyuncu sayısı sınırlamaları, devre arası panikleri… Çoğu kulüp bu önlemleri hataların ardından almak zorunda kalır. Göztepe ise son iki sezondur farklı bir yol izliyor: Kota koymadan, frene basmadan ama kontrolü de elden bırakmadan. Burada elbette yabancı yatırımcı ve futbol odaklı akılla yönetilmesinin de önemli bir etkisi var ama öte yandan Mehmet Sepil de geçmiş başkanlık dönemlerinde benzer yöntemleri izlemişti.

Goztepede Sabra Ve Ruana Alici Cikmadi 1114843 330960 (1)

Bu farkın altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor. Çünkü bu tablo, tesadüfle ya da kısa vadeli başarılarla açıklanamaz. Burada bilinçli bir yönetim aklı var. Göztepe yönetimi, transferi bir “kriz çözme” aracı olarak değil, sezonun başından sonuna kadar devam eden bir planlama süreci olarak ele aldı. Türkiye Futbol Federasyonu geçtiğimiz günlerde tüm finansal kurallara uyan Göztepe’nin harcama limitlerinden muaf tutulduğunu açıkladı. Kota koyma ihtiyacının doğmaması, aslında en büyük başarı göstergesi. Çünkü doğru bütçe planlaması, doğru zamanlama ve doğru oyuncu profili bir araya geldiğinde, kulübün kendini frenlemesine gerek kalmaz. Göztepe yönetimi bunu başardı. Ne popülizme teslim oldu ne de tribün baskısıyla rotasını değiştirdi. Bu arada taraftarın bakış açısını da bu yola getirdi. No name olarak nitelendirilebilecek isimlerin transferlerinden hem sportif hem de maddi anlamda başarı gelince ‘sözde’ yıldız transferi beklemeyen ve yönetime güvenerek müthiş bir destek sunan tribün var.

Goztepe Fren Yapti

Ancak bu başarının sahadaki ve masadaki kadar önemli bir ayağı daha var: taraftar. Göztepe tribünleri son iki sezondur adeta kulübün sigortası gibi. İç saha, deplasman fark etmeksizin, takımını hiçbir maçta yalnız bırakmayan bir kitle var. Skordan bağımsız, form durumundan bağımsız bir bağlılık bu.

Bu destek, yönetime de teknik ekibe de güven verdi. Futbolcunun arkasında duran tribün, yöneticinin de cesur ama doğru kararlar almasını kolaylaştırır. Çünkü bilir ki kısa vadeli bir tökezlemede yalnız kalmayacaktır. İşte bu güven ortamı, Göztepe’nin kotasız ama kontrollü transfer politikasının en önemli dayanaklarından biri oldu.

Ortaya çıkan sportif başarı ise kulübün vitrini hâline geldi. Dolu tribünler, istikrarlı sonuçlar ve sahada kimliği olan bir takım… Bu tablo doğal olarak reklam ve sponsorluk gelirlerini de beraberinde getirdi. Markalar, günü kurtaran değil sürdürülebilir başarıya yatırım yapar. Göztepe’nin son dönemde artan ticari görünürlüğü bunun en net göstergesi. Gerek stadın ismine alınan sponsor desteği, gerek taraftarın her maç stadı tamamen doldurması maddi devamlılığı sağlamak açısından hayati önem taşıyor.

Bugün Göztepe’ye baktığımızda şunu net biçimde söyleyebiliyoruz: Kota koymadan transfer yapabilmek, cesaret değil liyakat işidir. Yönetim aklı, taraftar gücüyle birleştiğinde ortaya çıkan bu yapı, Türk futbolu için öğretici bir model sunuyor.

Belki herkes bu yolu seçemez. Ama Göztepe’nin gösterdiği şey çok net: Doğru yönetilen bir kulüp, kendini sınırlamak zorunda kalmaz. Çünkü sınırları zaten en baştan doğru çizmiştir.