İçinde bulunduğumuz dünya yıllar içinde inanılmaz büyük bir hızlı tüketim pazarı haline geldi. Teknolojinin hızla gelişmesi kocaman dünyayı küresel bir köy haline getirerek, tüketim toplumunu oluşturdu. Reklamların gücünün artması da tüketimi besleyen en önemli kaynaklardan biri haline geldi. İnsanlar, bir statü göstergesi olarak tüketime çok önem vermeye başladı. Asırlardır gelen toplumdaki sınıf ayrımı ile birlikte gelişen olaylar sırasıyla devrimleri getirerek, toplumda statüler arası dengeleri değiştirdi.
20’nci yüzyıl karşımıza kitlesel tüketimi çıkardı ve kapitalizm kavramı ete kemiğe bürünmeye başladı. Bu kavramı Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı kitabında açıklamaya çalışmıştır. Weber’e göre kapitalizm, temel dini inançlardan beslenir. Kapitalist sistemin, insanların kendilerini para kazanma sistemine adamalarına gereksinimi vardır. Tanrının şanının boş zaman ve zevk ile değil, ancak çalışma ile artabileceğine inanılır. Bu inanç sistemine de Püriten inanç adı verilir ve kapitalizmin gelişiminde çok büyük bir yer kaplar.
17’nci yüzyılda Aydınlanma Çağı filozofları, bilimsel yöntemi ve rasyonel düşünme ilkelerini geliştirmişlerdir. Fransız Devrimi aracılığıyla bu düşünceler Avrupa’ya yayılmış, 17’nci yüzyılın bilimsel buluşları da Endüstri Devrimi’nin teknolojik gelişmelerine kaynak oluşturmuştur. Böylece tüketim alanı da genişlemeye başlamıştır.
Tüketim alanının genişlemesi reklamların artmasına, bu da gösterişçi yaşam tarzının önem kazanmasına yol açmıştır. Tüketim arttıkça da istifçilik başlamış ve insanlar kendilerini ellerindeki her şeyi lüks için harcamaya adamışlardır. Günümüzde de buna hayatın her alanında şahit olmaya devam ediyoruz. Özellikle sosyal medyanın da gelişen teknolojiyle hayatımıza girmesi, tüketimi ve lüksü gözler önüne sererek insanları alıma itmeye başlamıştır.
Hayatın her alanında artan hız ve gelişen teknoloji, kapitalizmi körüklemiş ve bir tüketim çılgınlığını ortaya çıkarmıştır. Tüketim çılgınlığı, ihtiyacı olmayan ürünleri satın alan tüketicilerin yoğun alışveriş alışkanlıklarını tanımlayan bir kavramdır. Bu tür alımlar reklamlar sayesinde psikolojik hilelere başvurularak yapılır. Son dönemde bu çılgınlık öylesine arttı ki, insanlar lüks için harcamalar yaparken borca girmeye başladı.
Elbette bu tüketim çılgınlığını bırakmaya çalışan veya hiç alışamamış kişiler de söz konusu. Bu kişilerin savunduğu bir diğer kavram ise ‘Minimalizm’. Minimalizm, sadeliği ve nesnelliği ön planda tutan bir anlayış diyebiliriz. İlk önce bir sanat akımı olarak ortaya çıkan bu kavram, süreç içerisinde her alanda farklı şekillere dönüşmüştür.
İçinde bulunduğumuz modern çağda, ihtiyacımız olmamasına rağmen aldığımız bir çok kıyafet, aksesuar, mobilya ürünü hayatımızın kalitesini düşürmeye başladı. Sade bir yaşam şekli sunan minimalizmin, bireyi rahatlatma amacı ile ortaya çıktığını görebiliriz.
Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus’un yazdığı, ‘Minimalizm: Anlamlı Bir Yaşam’ isimli kitabında, hayat hikayelerine dayanarak, minimalist yaşam tarzı üzerinden Amerikan rüyası diye tabir edilen tüketim çılgınlığını eleştirmektedir. Hayatınızda bu çılgınlıktan kalan izleri silmek ve rahatlamak istiyorsanız, bu kitabın faydalı olacağını düşünmekteyim. Aynı zamanda özellikle dolabınızda büyük bir istifçilik söz konusu ise, sadeleşme adımlarını öğrenmek adına Marie Kondo’nun ‘Hayatı sadeleştirmek için: Derle, Topla, Rahatla’ kitabı da önerilerimin arasında. Japon temizlik ve organizasyon uzmanı Marie Kondo, kalıcı sonuçlar elde edebileceğiniz öneriler vererek size yardımcı olabilir.
‘Kapitalizm’ düşmanı yaşam ‘Minimalizm’
Dilek Çakır Durak
Yorumlar