Kendimizi daha iyiye taşıma ve yontma yolculuğunda farklı yol ayrımları ve seçenekler karşılaşan, sık sık gerçekten ilginç veya ilginç gösterilmeye çalışılan vaat veya ürünlerle değişik patikalara yönlenen bizler, kısa yoldan bir şeylere erişme arzusu ve rahatlığının sunduğu hayal ve umutlara yenik düşebiliyoruz. Sonsuz sesin sınırsız yorumu ile doğru, yanlış ve bireysel farklılık ile görecelik ayrımı gözetmeden karışan bilgiler, içsel mantık arayışından bizi koparabiliyor ki bu da objektif olgu, toplum kanısı, çevre yorumu ve içgüdüsel tepki girdabında uzaklara savrulmuşluğa sebep oluyor.

Kısa yoldan çözüm ve ümit penceresinden farklı yorumlara açık olan ögeler beraber uzun zamandır yalan, plasebo ve sembolizm arasında beliren unsurların evrimleşmesiyle günümüze kadar gelmiştir. İnsan makinesinin iç çalışımlarının soyuta kaçan özellikleriyle örtülebilmesi, sorgulama ve anlama durumlarına dair tarih boyunca değişik bakış açıları sağlamıştır.

Bu teorik yaklaşım ve çözüm arayışının ardından bunlara kaynak olan temel insani ihtiyaçların karşılanışıyla beraber daha ön plana çıkan beşerî arzular, sağlık ve sürdürülebilirlik gayeleri, bugün oldukça popüler olan bir besin takviyesinin oluşumu ve kullanımıyla ilgili farklı perspektiflere daha kapsamlıca bakmamıza yardımcı olabilir.

İsmi yunanca “et” anlamına gelen “kreas” kelimesinden türetilmiş olan kreatin, çoğu zaman kas gücü, sportif performans ve besin takviyeleriyle anılır. Ancak bu molekül modern “supplement” kültüründen çok daha eski ve daha geniş bir biyolojik hikâyeye sahiptir diyebiliriz. Teknik olarak bir amino asit olmayan, fakat vücudun arjinin, glisin ve metiyonin adlı amino asitlerden üretebildiği bir yapı olan kreatin, bu amino asitlerden türeyen doğal bir bileşik olarak tanımlanabilir. Bu molekülün “et” veya “kas” manasına gelebilecek bir kelimece isimlendirilmiş olmasının temel sebebi, araştırmacılarca ilk olarak hayvan kas dokusunda, yani insanlarca en çok tüketilen kısmında bulunmuş olmasıdır.

Kreatinin temel görevi enerjiyle ilgilidir. Vücudun ani, kısa vadeli enerji yenilenmesi ihtiyacını hücrelerin anlık enerji birimi olan ATP’nin yoğun efor sırasındaki hızlı tükenişi esnasında destekler: Kaslarda fosfokreatin olarak depolanan kreatin, ATP’nin seri biçimde yenilenmesine yardımcı olur. Bu yüzden özellikle kuvvetin hızlı sarf edilmesi gereken hareket ve kısa süreli ancak yüksek yoğunluklu aktivitelerde daha fazla etkiye sahiptir. Ancak bu molekülün görevinin, karbonhidrat ve yağların genel enerji yakıtı oluşu ve proteinlerin ise kas onarımı ve gelişimi için temel unsurlar oluşuyla karıştırılmaması gerekir: kreatin belirli bir enerji sisteminin belirli bir ihtiyacını karşılar.

Kreatin, büyük çoğunlukla ani enerji talep edebilecek kas dokularında bulunsa da güncel araştırmalara göre beyin ve kalp gibi kritik dokularda da mevcuttur. Bu yüzden son yıllarda kreatinin beyin enerji metabolizmasıyla da ilişkili olabileceği düşünülüyor. Bazı psikiyatrik ve psikolojik çalışmalarda tedaviye ek olarak kreatin kullanımının olumlu sonuçlar verdiği görülse ve son yıllarda spordan bağımsız olarak farklı alanlardaki kreatin araştırmaları artıyor olsa da, bu konuda kesin ve yaygın bir kanı henüz yok. Ayrıca kreatinin bir diğer ilginç özelliği ise uyku yoksunluğunda tüketiminin bilinçsel fonksiyonlardaki düşüşü azalttığına dair bulgulardır.

Tarihsel açıdan bakıldığında ise kreatin, beslenmemize biyolojik keşfi veya yapay sentezi sonrası giren yeni bir madde değil. Neredeyse sadece hayvani ürünler ve özellikle kırmızı et ve bazı balıklarda bulunan kreatin, eski kültürlerdeki et tüketimi çoğunluğu, etin sosyal değeri, avcı-toplayıcı temposundaki av başarısı ve sıklığına bağlı olarak kreatin yükleme döngüsü hakkında merak uyandırıcı soruları ortaya çıkarıyor.

Tüm bunların ışığında kendimizi, teorik ve pratik bağlamlarda, şahsımızca veya dış etmenlerce yaratılan durumlarda dilediğimiz yönde ilerletmek için mantık, sorgulayıcılık ve analizden uzaklaşmadan, bugünün teknolojisi ve bilgi birikimi ile geçmişin düzeni ve basit görünen faaliyetlerinin ardına gizlenmiş kadim bilgileri incelemekten caymamız gerektiğini söyleyebiliriz.