Körelen duyular - 05 Şubat 2022 Gün geçtikçe dünyadaki insan nüfusunun büyük bölümü, birçok farklı nedenden dolayı modern yaşama ayak uydururken bir bölümü doğal veya “normal” olarak adlandırabileceğimiz yaşam tarzından uzaklaşıyor. Bu sayısız nedenler havuzunda nüfus artışı ve ekonominin evrimleşmesi başta gelen sebepler arasında. Toplumda bir işi yapabilecek insan sayısı arttıkça belirli kesimlere belirli görevler yükleniyor ve gittikçe bu görevlerin yenileri türüyor ki, sistem gelişirken çalışmaya devam edebilsin: ancak bu durum bireylerin akıl, ruh ve bedensel alanlardaki gelişim potansiyelini azaltıyor. Çünkü gittikçe özelleşen beceri veya başlıklar gerektiren bu çarktaki yaşam süresinde fizyolojik ve mental dengeyi yakalamak ve korumak zorlaşıyor. Bu durum hakkında sayısız örnek verilip sayısız fikir yürütülebilir ancak bir bakış açısına göre şunu diyebiliriz ki, eğer insan vücudunun normal fonksiyonlarının verimli ve dengeli biçimde gerçekleştirebilineceği bir ortamdan git gide uzaklaşıyorsak yeni nesillerin, içinde doğdukları dünyanın onlara bu açıdan tanıdığı pencere de giderek daralmakta olabilir. Bu önsözden sonra bahsettiğim teoriyle bağlantılı olmasa da konsept olarak yakın olan ve ilgi çekici olduğunu düşündüğüm bir araştırmadan bahsedeceğim. Herkesin kokuları algılayışı sistemsel olarak aynı olsa da yaşanan tecrübe kişiseldir, yani değişkendir: aynı koku farklı bireylerce hoş, yoğun, “kokusuz” vb. algılanabilir. Araştırmacılar insanların kokulara verdikleri bireysel tepkileri onların genleri ile karşılaştırıp birçok koku reseptörünün işleyişini öğrenebilmekteler. Yakın zamanlarda yayınlanan bir araştırmada bilim insanları belirli bir kesimden 1000 kişinin genomlarını tarayarak genetik farklılıkların kişilerin kokulara verdikleri tepkileri nasıl etkileyeceğini gözlemlediler. Ardından farklı etnik kökenlerden 364 kişinin oluşturduğu bir grup üzerinde aynı deney tekrar edildi ve bu sayede 2 yeni reseptör keşfedildi. Araştırmanın ilginç yanı ise bu deneye katılanlar arasında bu yeni reseptörlerin farklı versiyonlarının görülmesi ve bu versiyonların kişilerin kokulara olan tepkilerini değiştirmesi. Bu koku reseptörlerinin daha “eski”, atasal veya ilkel diyebileceğimiz (bazı ilkel primat türleriyle de paylaştığımız) versiyonlarını taşıyan bireyler kokuları daha yoğun olarak yorumluyor ve bu durum insan ve diğer primatların koku duyularının hassaslığının zaman içinde gerilediği hipotezine uyuyor. Bu durumun birçok çevresel, biyolojik ve evrimsel açıklaması olabilir ve muhtemelen daha detaylı araştırmalar sayesinde gelecekte daha kapsamlıca kavranabilinecek. Ancak basit ve belki de yanlış bir yaklaşım olsa da bu durumun insanın diğer duyularında da yaşanıp yaşanmadığı ilgi uyandıran bir soru…