Altay için yeni sezonun en büyük sorusu, takımın hangi oyuncularla sahaya çıkacağı değil. Asıl soru, kulübü kimin yöneteceği ve bu sorumluluğu kimin üstleneceği.
Geçen sezon Altay açısından futbolun çok ötesinde bir mücadele yaşandı. Takım son haftaya kadar ligde kalma savaşı verdi. Bir zamanlar Süper Lig’de mücadele eden köklü bir kulübün, birkaç yıl içinde 3. Lig’de kalabilmek için son maçı beklemesi kabul edilmesi kolay bir durum değil.
Yine de geçen sezonun sonunda ligde kalmak önemliydi. İçinde bulunulan şartlar düşünüldüğünde bunu başaran genç oyuncuların ve çalışanların emeği küçümsenmemeli. Ancak son anda kurtulmak, sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Tam tersine, yalnızca kulübe yeni bir fırsat verdi.
Altay bu fırsatı doğru kullanmak zorunda. Fakat yeni sezon öncesinde yaşananlara bakınca hazırlıktan çok belirsizlik görüyoruz. Takımın antrenmanlara zamanında başlayamaması, bazı oyuncuların ayrılması ve kalan futbolcuların geleceğinin netleşmemesi kaygı veriyor.
Bir takımın sezona sağlıklı hazırlanabilmesi için önce kulübün başında güven veren bir yönetimin bulunması gerekir. Altay’da ise aylar içinde yapılan kongrelerde başkan adayı çıkmadı. Mevcut başkan devam etmek istemediğini açıkladı. Kulübe dışarıdan yatırımcı bulunması için görüşmeler yapıldı ama sonuç alınamadı. Sonunda kayyum ihtimali konuşulmaya başlandı.
Altay gibi geçmişi başarılarla dolu bir kulübün başkan bulamaması, yalnızca ekonomik sorunlarla açıklanamaz. Bu durum aynı zamanda yıllar içinde oluşan güvensizliğin sonucudur. Kulübün borçları, eski yöneticilerin alacakları ve sürekli büyüyen sorunlar, sorumluluk almak isteyen kişileri doğal olarak uzaklaştırıyor.
Ancak hiçbir şey yapmadan beklemek de çözüm değil. Altay camiasının artık birbirini suçlamayı bırakması gerekiyor. Eski başkanların, iş insanlarının, derneklerin ve kulübün önde gelen isimlerinin aynı masaya oturması şart. Bu toplantı yalnızca yeni bir başkan bulmak için yapılmamalı. Kulübün gerçek durumunu ortaya çıkarmak ve birkaç yıllık açık bir yol belirlemek için yapılmalı.
Altay’ın bugün büyük sözlere ihtiyacı yok. Kimsenin hemen şampiyonluk sözü vermesine de gerek yok. Önce kulübün ayakta kalması sağlanmalı. Futbolcuların alacakları ödenmeli, genç oyuncular takımda tutulmalı ve sezon hazırlıkları düzenli şekilde yürütülmeli.
Transfer yasağının bulunduğu bir ortamda Altay’ın en değerli gücü kendi yetiştirdiği oyuncular. Bu gençlerin sürekli ayrılması halinde takımın gelecek sezon işi daha da zorlaşır. Kulüp, elindeki oyuncuları korumak için gerekli küçük kaynakları bile zamanında bulamıyorsa, sahadaki başarıyı konuşmak gerçekçi olmaz.
Taraftar artık güzel açıklamalar değil, düzen görmek istiyor. Maaşların zamanında ödendiği, antrenmanların aksatılmadığı ve yöneticilerin birbirleriyle tartışmadığı bir kulüp görmek istiyor.
Altay’ın tarihi elbette çok büyük. Fakat geçmiş başarılar bugünkü sorunları tek başına çözmüyor. Büyük kulüp olmak, yalnızca eski kupaları anlatmakla değil, zor günlerde ortak hareket edebilmekle mümkündür.
Başkan bulunmadan, kaynak oluşturulmadan ve insanlar aynı hedefte birleşmeden futbol takımından büyük bir başarı beklemek haksızlık olur.
Altay önce ayağa kalkmalı. Sonra yeniden yürümeyi ve hedef koymayı düşünmeli.