Kalp atışlarıyla ilgili bilinen bir “başparmak kuralı” vardır: Canlı ne kadar küçükse kalbi o kadar hızlı atar. Bir kuşun kalbi dakikada bine yakın atarken, devasa bir balinanın kalbi dakikada yalnızca birkaç kez atabilir. İnsan için bu dengeyi zaten biliyoruz. Ancak son yıllarda kalp atışlarımızı hızlandıran şeyler artık biyolojik değil; dünyanın kendisi ve hatta Trump.

Trump, lise aşkı gibi… İnsanı heyecanlandırıyor ama bir o kadar da yoruyor. Daha yeni yılın başında dünya barışı isteyen açıklamalar yapıyor, aradan çok geçmeden Venezuela’ya operasyon düzenliyor. Tam anlamıyla obsesif-kompulsif bir ruh hâli. Şimdi de gözünü Grönland'a dikti: “İsteseler de istemeseler de alacağız.” diye açıklama yaptı. Dedim ya; obsesif.

Yalnız ve lakin bu saldırıda Trump’tan bile daha vahim bir durum yaşandı. Herkes petrol rezervlerine el konulmasını konuşurken, ben olaya başka bir açıdan bakmayı tercih ediyorum.

Türk toplumunu nasıl bilirsiniz? Benim için mesela vicdanlıdır. Dünyanın neresinde bir afet olsa, önce Türkiye koşar. Ama aynı zamanda fırsatçıdır. Dolar yükselir; dolar yükseldi diye her şeye zam yapılır. Covid döneminde yaşadıklarımızı unutmayalım: Üç kuruşluk maskeler katbekat yüksek fiyatlara satıldı. Ramazan ayı gelir, “Ramazan geldi” diye fırsat kollanır.

İşte böyle… Toplumların da karakterleri vardır. İlginçtir; bazen çok iyi, bazen son derece acımasız.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun yakalandığı ya da kaçırıldığı iddia edilen anlara ait bir görüntü, 3 Ocak 2026’da sosyal medyada paylaşıldı ve adeta patladı. Trump’ın 4 Ocak 2026’da kendi hesabından paylaştığı bu fotoğraf kısa sürede viral hâle geldi.

Fotoğrafta Maduro; gözleri bağlı, kelepçeli, kulaklıklı ve elinde bir su şişesiyle bir gemide görülüyordu. Ancak dünya kamuoyunun dikkatini çeken asıl şey jeopolitik kriz değil, üzerindeki kıyafetti: Gri renkli bir Nike eşofman takımı.

Bir lider kelepçelenmiş, bir ülkeye saldırı olmuş, insanlar öldürülmüş, bir ülkenin demokrasisi gasp edilmiş… Kimin umurundaydı ki? Ne de olsa gri eşofman daha önemliydi!

O takım, o gün ve ertesi günlerde internette en çok aranan ürünlerden biri oldu. Küçük bir araştırma yaptım; çünkü stoklarda tamamen tükenmişti. “Kim, neden bunu alır?” diye merak ettim. Bilin bakalım en çok hangi ülkenin vatandaşları bu eşofmanı satın aldı… Amerikalılar tabii ki.

Haberlere göre bu eşofmanı en çok arayan ve satın alan ülke ABD oldu. Fotoğrafın yayılmasından yalnızca birkaç saat sonra ABD’deki online satış sitelerinde tüm bedenler tükendi. Ürün, “en çok satılanlar” listesinde birinci sıraya yükseldi.

Satın alınması kadar ironik olan bir başka şey de yapılan esprilerdi. Birkaç örnek vermek istiyorum:“Bir diktatör yakalanırken evde pijamayla mıydı?”, “Düşman lider bile Amerikan malı giyiyor”, “Bu operasyondan en kârlı çıkan Nike oldu.” İronik, sert ve acımasız…

Nike’ın resmi sitesi başta olmak üzere ürünler saatler içinde tükendi. Hatta karaborsada bile satıldı. İnsanlar politik mesajdan çok, “bu saçmalığın bir parçası olmak” hissini satın aldı. Ertesi gün bu eşofman takımıyla işe giden Amerikalılar bile oldu.

Savaş kimin umurundaydı ki? Ne de olsa onlar Amerikan vatandaşıydı; kimin acı çektiği çok da umurlarında değildi. İşte tam bu noktada Amerikan toplumunun pervasızlığı, acımasızlığı ve bencilliği açıkça ortaya çıkıyor.

Nike ise bu süreçte tek bir reklam bile vermeden küresel ölçekte görünürlük kazandı. Kapitalist Amerika bir kez daha kazandı. Ve Amerikalı olmak, Amerikan ruhu: Dünyanın en büyük yangınını izlerken patlamış mısır yiyip, “bu eşofman baya yakışmış lan diktatöre” diye tweet atmaktır. Egoisttir!

Ekstra derecede içine kapalı bu ülkenin insanlarının; dünyada ne olup bittiğinden, dünyaya nasıl zarar verdiklerinden, kendi bencilliklerinden, Amerika ve onun küçük boyu İsrail’in insanlığın sivilcesi olduğundan haberleri bile yok. Onlar için savaş, internetten satın alınabilecek bir eşofman takımı ve izledikleri donunu ters giyen kahramanlardan ibaret… Acınası.

Ylz der ki; Her kalp atışına inanma belki de kapıyı çalan Trump’tır.