Dünya bugün devasa bir kavşakta duruyor. Bir yanda sanayinin dizginlenmemiş gücü, diğer yanda toprağın, rüzgârın, zeytinin koyduğu kadim sınırlar…
Bu ikilemin en çıplak, en yaralı minyatürü ise bizim memleketin tam ortasında, Yatağan’da kanıyor. Burası benim toprağım. Çocukluğumun tozlu yolları, ciğerime dolan ilk rüzgâr.
Maalesef termik santralin bacaları hâlâ gökyüzünü karartıyor. Linyit kamyonları geceleri bile durmaksızın çalışıyor. Hava bazen öyle ağır ki nefes almak bir mücadele gibi. 2026’da hâlâ kapasite desteği alan bir santral, genişleyen maden sahaları, devam eden ÇED süreçleri… İşçiler toplu sözleşme sevinci yaşıyor; aynı anda zeytinlikler, ormanlar, su kaynakları tehdit altında. Kaldı ki; zeytin ağacının ne kadar değerli olduğunu anlatmama gerek yok. Benim topraklarım berekettir. Doğa ana buralara cömert davranmış ancak ve lakin çocuklar öksürüyor, yaşlılar soluklanamıyor. Ama ben biliyorum: Yatağan yalnızca kül ve duman değil. Bu topraklar, insanlığın en derin yarasına da en parlak umuduna da ev sahipliği yapıyor.
Bir an susturun kamyonların homurtusunu. Santralin uğultusunu durdurun. Kulağınızı rüzgâra verin. Öyle bir huzur verir ki… O zaman Lagina’dan tarihten yükselen ilahileri duyarsınız. Stratonikeia’nın mermer taşlarında yankılanan gladyatör kılıçlarının o hüzünlü tınısını… Bu sesler bin yılardır şunu fısıldıyor: Güç, ancak sınır bilinciyle kutsallaşır. Aksi hâlde zehir olur.
Lagina’da, gri dumanların gölgesinde üç gövdeli Hekate durur. O yalnızca bir tanrıça değil; sınırın, geçişin ve bilincin sembolüdür. Elindeki meşale karanlığı yakmak için değil, karanlıkta yol göstermek içindir. Hekate; elindeki anahtarla kilitli kapıları açan, meşalesiyle yol gösteren ve sınırları belirleyen, mitolojinin en "stratejik" ve bilge kadın figürüdür. Yatağan'daki Lagina Tapınağı'nın ona adanmış olması, bu toprakların aslında birer "bilgelik ve geçiş merkezi" olduğunun en büyük kanıtıdır. Eşiklerin ve Kavşakların Tanrıçasıdır. Hekate, "geçişlerin" kontrolörüdür. Bir durumdan diğerine (yaşamdan ölüme, çocukluktan yetişkinliğe, cehaletten bilgeliğe) geçişte tam eşikte durur. Bu yüzden üç gövdeli tasvir edilir; çünkü aynı anda geçmişi, şimdiyi ve geleceği görebilen bir “Sınır Bilinci”ne sahiptir. Elinde tuttuğu meşale, sadece karanlık yolları değil, zihnin karanlık köşelerini de aydınlatır. O, kaba kuvvetin değil, stratejik ve sezgisel aklın temsilcisidir. Kaosun içinde yolunu bulmanı sağlayan o içsel ışıktır. Gökyüzünde, yeryüzünde ve denizlerde hüküm sürme yetkisine sahip tek titan dölüdür. Zeus bile onun haklarına saygı duymuş ve müdahale etmemiştir.
Hekate, antik mitolojinin en gizemli, en güçlü ve "en dürüst" figürlerinden birisidir. Onu sadece bir "ay tanrıçası" olarak kısıtlamak, onun dehasına haksızlık olur.
Bugün bizim karanlığımız bacalardan yükseliyor. Hekate’nin meşalesi hâlâ aynı şeyi söylüyor: Haddini bil! Toprağın, suyun, zeytinin sınırını aşma! Ekolojik dengeyi yok sayan güç, eninde sonunda kendini tüketir.
Hemen yanı başında Stratonikeia yükselir dünyanın en büyük mermer kentlerinden biri, gladyatörlerin şehri. Beyaz sütunlar, gymnasium’un taşları, yeniden su akıtılan Roma hamamı… Burada güç kaba kuvvet değildi yalnızca. Memleketimin insanı gibi.. Disiplin, strateji ve sınır bilinciydi. Gladyatörler yalnızca rakipleriyle değil, kendi sınırlarıyla da savaşırdı. Mezar taşlarında yazan yaralı zaferler şunu hatırlatır: Kontrolsüz güç trajediye dönüşür.
Bugünün dev şirketleri, küresel ekonomisi de aynı arenada. Sanayi gücü bir gladyatör disiplini ister.
Doğayı rakip değil, üzerinde durduğu kutsal zemin olarak görmek zorundadır.
Geçen yüzyıl üretim ve tüketim rüyasıydı. Insan sanayi devrimi ile kazanırken kaybetti. Akıl, makineye ve paraya zincirlendi. Bu yüzyıl ise anahtarı yeniden çevirme zamanı. Bacalardan yükselen duman değil; Lagina’nın meşalesi, Stratonikeia’nın mermer ışığı, zeytin dallarının rüzgârdaki şarkısı konuşmalı artık. Ben buradan, memleketten sesleniyorum: Yatağan’ın küllerinden bir yeniden doğuş mümkün. Santralin gölgesinden sıyrılıp antik mermerlere, zeytin gölgelerine uzanan bir yol var. Bu yol yalnızca “sürdürülebilirlik” değil; etik bir uyanış, kadim bilgelikle yoğrulmuş bir gelecek.
Güç zehirlemez. Onu zehirleyen, sınır bilincini yitirmiş akıldır. Lagina’nın anahtarı, Stratonikeia’nın disiplini bize şunu öğretiyor: Felaketten değil, cehaletten kurtulmalıyız.
Hadi memleketin çocukları… Zeytin ağaçlarının arasında, mermer sütunların gölgesinde, temiz havayı ciğerlerimize dolduracağımız günlere yürüyelim birlikte. Bu topraklar hak ediyor. Biz hak ediyoruz. Ve o gün gelecek. Çünkü Yatağan yalnızca kül değil aynı zamanda sonsuz bir umut.
Ylz der ki; İstikamet 48.