Bayramlar benim için hep aynı şarkıyla başlar.
“Bugünnnnn Bayram Erken Kalkın Çocuklar”
Arife gününden yazıyorum bu satırları. Her ne kadar şeker hastalığım nedeniyle bu aralar oruç tutamasam da, içimdeki bayram coşkusu hiç eksilmedi. Sabah o tanıdık melodiyle uyandım. İçimde çocukluğumdan kalma kocaman bir heyecan… Bayram kahvaltısı, sevdiklerimle aynı sofrada olma duygusu, paylaşmanın sıcaklığı…
Bilirsiniz… Bayram sabahı sadece bir gün değildir. Bir duygudur. Ama hayat bazen tuhaf bir ironiyle gelir karşımıza. Eskilerin dediği gibi: “Arifeyi gösterip bayramı göstermemek…” İşte tam da öyle bir yerden yazıyorum bugün. İçimdeki coşku, içimde kaldı. Hem de hiç hak etmediğim bir şekilde.
Bir zamanlar okuduğum bir kitapta, insanların sevgiyi farklı dillerle ifade ettiğini öğrenmiştim. Kimi “seni seviyorum” der, kimi sarılır, kimi fedakârlık yapar… Sevginin de dili vardır yani. Ama bazen mesele dil değil… Bazı insanlar ya sevmeyi bilmiyor, ya da sevildiklerini anlamıyor. Buradan özellikle kadınlara seslenmek istiyorum: Okuduğunuz her yazıyı bir ilişkiye indirgemeyin. Bu bir sevgili hikâyesi olmak zorunda değil.
Ben bu yazıları yazarken; yaşadıklarımı, izlediklerimi, biriktirdiklerimi harmanlıyorum. Yaklaşık 15 yıldır yazıyorum. Eğer sadece kendimi yazsaydım, çoktan bir romanım olurdu: “Yeliz’in Bitmeyen Hikâyesi.”
Ama mesele zaten bu değil. Çünkü hiçbirimizin hikâyesi bitmiyor. Bu dünya bitse bile… Neyse, konuyu dağıtmayayım.
Bugün arife. Ve evet, bazı insanlar size arifeyi gösterip bayramı göstermiyor. “Karşınızdaki Almanca biliyorsa, siz Türkçe konuşarak anlaşamazsınız.” Hayat da tam olarak böyle. Siz ne kadar severseniz sevin, ne kadar fedakârlık yaparsanız yapın, ne kadar anlayışlı olursanız olun… Eğer karşınızdaki insanın “coğrafyasında” bunlar yoksa, sizi anlamayacaktır. Hatta yargılayacaktır. O yüzden bırakın herkes kendi coğrafyasında yaşasın. Çünkü herkes, kendi öğrendiği sevgiyle yaşar.
Ama siz… Siz kendi coğrafyanızı koruyun. Ve en önemlisi: İçinizdeki bayram sevincini asla kaybetmeyin. O çocuğu yaşatın. Çünkü bazı insanlar sadece bayramı değil insanın içindeki bayramı da öldürür.
Bir de şu var… “Arife” deriz ya… Halk arasında çoğu zaman “arefe” diye söylenir. Oysa “arif” kelimesinden gelir. Bilen, anlayan, fark eden… İrfan sahibi, derinliği olan, olgun insan demektir. Ne kadar güzel bir anlam, değil mi? Ama işte… İnsanoğlu bazen bir kelimeyi bile doğru söyleyemediği gibi, onun taşıdığı anlamı da yaşayamıyor. O yüzden ben diyorum ki: Siz “arife”yi bilin… Onlar “arefe”de kalsın. Siz anlayan olun, bağışlayan olun, hoşgören olun. İnsan olmak, biraz da “arif” olabilmektir zaten. Bırakın bazıları sizi yanlış anlasın… Hatta sizi “arefe” sansın. Siz, anlamın tarafında kalın. Ve YLZ der ki: Bugün bayram… Erken kalkın çocuklar. Ama en çok da… Hiç kimsenin içinizdeki çocuğu öldürmesine izin vermeyin.