2026’nın bu soğuk Ocak günlerinde, siyasetin rüzgârı hem içeride hem dışarıda eski yaraları kaşıyor. Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin üzerinden bir yıl geçti; Orta Doğu’nun karmaşık denklemi hâlâ masada. Trump, ilk döneminde PKK’yı “IŞİD’den daha kötü bir terör tehdidi” olarak tanımlamış, Suriye’de YPG ile kurulan ilişkileri açıkça eleştirmişti. Peki ya bugün? Ben, pek emin değilim!
Amerika her zamanki Amerika, onlar için kasa her zaman kazanır. Türkiye’nin SDF’yi PKK’nın uzantısı olarak gördüğü bu süreçte Washington’un tutumu yine “geçici, taktiksel ve işlem bazlı”. Yani sahada işine yaradığı sürece ilişki, risk büyüdüğünde mesafe.
Geçmişe tarihe dönüp bakmak istiyorum. “Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler neredeydi?” diye düşündüm çünkü. Tarih bugünden başka şeyler gösterdi.
Kurtuluş Savaşı yıllarında, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğindeki Millî Mücadele bir “kimlik savaşı” değil, bir varlık-yokluk savaşıydı. O günün siyasal dili, ayrıştırmayı değil birliği esas alıyordu. Amasya Genelgesi’nden Erzurum ve Sivas Kongrelerine uzanan çizgide vatan, açıkça Türklerin ve Kürtlerin birlikte yaşadığı toprak olarak tanımlandı. “Türk–Kürt İslam birliği” vurgusu, romantik bir slogan değil; işgal altındaki Anadolu’nun hayatta kalma formülüydü.
Bu çağrı karşılıksız kalmadı. Kürt aşiretlerinin ve bireylerinin önemli bir bölümü Millî Mücadele’ye aktif destek verdi. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürt temsilciler yer aldı; Temsil Heyeti’nde Kürt üyeler bulundu. Diyap Ağa gibi isimler cephede ve siyasette Ankara’nın yanında durdu. Doğu Anadolu’daki Hamidiye Alayları’ndan kalan Kürt milisler, Müdafaa-i Hukuk örgütlenmelerine ve düzenli orduya katıldı. Antep direnişinde Karayılan gibi Kürt kökenli figürler öne çıktı. Bazı tahminlere göre düzenli ordunun kayda değer bir kısmı Kürt kökenli askerlerden oluşuyordu. Bu destek hayatiydi. Çünkü doğu cephesi çökmüş olsaydı, batıda Yunan ordusuna karşı verilen mücadeleyi sürdürmek mümkün olmayacaktı. Kürt desteği, Millî Mücadele’nin sessiz ama kritik omurgasıydı.
"Biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga edip ölmeye mi? Tek başıma bile olsam, bayrağım, dinim ve vatanım için son kurşunuma kadar savaşırım. Son kurşunu da kafama sıkarım. Bu böyle biline...” bunları söyleyen Diyap Ağa idi. Hem de Milli Mücadele zamanında… Ferhatuşağı Aşireti’nin reisi olan Diyap ağa! Sadece Diyap Ağa da değil bu ve bunun gibi birçok isim vatanın bölünmez bütünlüğü için mücadele vermişken Kürt torunlarının, bugünkü Kürt gençliğinin bayrak yakanlara karşı tepkileri nasıl olmalı? O gün vatanın bölünmez bütünlüğü için savaşan Kürtlerin torunları, bugünün Kürt gençliği, bayrak yakanlara karşı nerede durmalı?
Elbette aynı dönemde ayrılıkçı girişimler de yaşandı. Koçgiri İsyanı, Ali Galip Olayı, Cemil Çeto ve bazı aşiretlerin İngiliz ve Fransız teşvikiyle Ankara’ya karşı konumlanması tarihin bir parçası. Ancak bu girişimler, genel Kürt iradesini temsil etmedi. Bunlar Kürt toplumunun çoğunluğu içinde azınlıkta kaldı ve bastırıldı. Bakın önemli nokta İngiliz ve Fransız desteği ile !!!
Gerçek şu: Kürtlerin büyük çoğunluğu bölünmeyi reddetti ve tek vatan fikri etrafında birleşti.