Dünya derdi dünyada kalıyor arkadaşlar, bazen her şeyi bir kenara bırakıp gerçekten güzel şeylerden konuşmak lazım. Trump’tı, Epistein’di, İran’dı şuydu buydu derken dünya sallanıyor ama ben bu karmaşanın ve çirkinliğin içerisinde çok daha kıymetli bir şeye değinmek istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de Instagram kullanan kadınların başlattığı o güzel paylaşım zincirini görmüşsünüzdür. Fotoğraflarının altına şunu yazdılar: "Her başarılı kadının arkasında güçlü bir erkek vardır." Bu cümle benim çok hoşuma gitti. Dışarıdan bakıldığında insanlar benim için de "güçlü bir kadın" yorumunu yaparlar; evet, doğru. Ama benim bu gücümün temelini oluşturan çok güçlü bir erkek var: Rahmetli babam.

Her ne kadar onu çok erken yaşta kaybetmiş olsam da, annemden dinlediğim kadarıyla hep ona layık olmayı, hep "babasının kızı" kalmayı tercih ettim. İlkelerimi oluşturan, temellerimi atan babamdı; mekânı cennet olsun. "Kızlar önce babalarına âşık olurlar," derler ya, ben hâlâ babama aşığım, hayranım. Ona o kadar büyük bir saygı ve sevgi duyuyorum ki...

Aşk demişken, Sevgililer Günü de yaklaşıyor. Selvi Boylum Al Yazmalım filmini çok severim; orada o meşhur soruyu sorar ya: "Sevgi neydi? Emekti..."

Herkesin aşka bakışı farklıdır. Aşk, herkesin başka bir pencereden baktığı ama aslında aynı derin açlıkla aradığı bir şeydir. Kimi için tutkunun ateşidir; yakar, sarsar, dönüştürür. Kimi için sükûnettir; gürültünün içindeki sessiz bir liman. Kimi içinse nihayet “evde” hissetmektir.

Aslında aşk, vücuttaki en gizli eksikliği bulan ve onu tamamlayan bir mineral gibidir. Demir eksikliği anemisi gibi, hayat seni nefes nefese bırakır; ta ki biri gelip o eksikliği fark edene kadar. Çinko eksikliğinde tat alamamak gibi, renkler solar, kokular silikleşir; o ise kaybolan tadı geri getirir. Kimi içinse emek vermektir… Güveni hiç tatmamışsan, sana “düşsen de tutarım” duygusunu öğretir; yalnızca varlığınla kabul eder. Göklerin hükümdarı gibi dimdik, sarsılmaz bir duruşla yanında durur.

Gerçek aşk seni “ben” olmaktan vazgeçirmez. Aksine, en çıplak ve en gerçek hâlinle var olmana izin verirken seninle yan yana durur. Eksiklerini kapatır ama seni eksik hissettirmez. Nihayetinde seni tamamlar… Bir bütün olabilmektir aşk. “Elif” gibi tek ve dimdik durabilmek…

Bazen kavuşursun, bazen kavuşamazsın. Kavuşursan mutlu olursun, kavuşamazsan destan olursun.

Şimdi size böyle bir destandan bahsetmek istiyorum. Bu aşkı yaşayan kişi, hepimizin tanıdığı o çok güçlü karakter: Mustafa Kemal Atatürk.

Mustafa Kemal ve Dimitrina Kovaçeva kısaca; Miti arasındaki hikâye, tarihin en hüzünlü "keşke"lerinden biridir. 1913 yılında Sofya’da başlayan bu aşk, sadece iki gencin duygularını değil, dönemin sert siyasi gerçeklerini ve toplumsal duvarlarını da gözler önüne serer. Genç Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal, Sofya’ya askeri ataşe olarak atandığında bir opera gecesinde Dimitrina ile tanışır. Miti; piyano çalan, birkaç dil bilen, zarafetiyle büyüleyen bir kadındır. Mustafa Kemal de karizmasıyla kısa sürede onun kalbini kazanır. Mustafa Kemal, Miti ile evlenmek ister ancak Rus bir general olan Miti’nin babası, din ve milliyet farklarını bahane ederek bu evliliğe şiddetle karşı çıkar. İki kez yapılan evlilik teklifi de reddedilir. Aşk bazen böyledir…

Yıllar sonra Atatürk, bu aşkı asla unutmadığını şu meşhur sözüyle dile getirir: "Bir kız sevdim ama bana vermediler... Gençliğimi Sofya’da bıraktım."

O gün sevdiği kadına kavuşamayıp eksik kalan Atatürk, kendini vatanına adayarak bugün Instagram’da kadınların paylaştığı o "güçlü adam" oldu. Evet, Türkiye’deki her kadının arkasındaki asıl güç Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu ülkeyi tamamlayan, bu ülkeye değer katan ve bizi güçlü hissettiren adam.

Ylz der ki; Sizi tamamlayan, size değer katan; göğsünü gök gibi açan, duruşuyla han gibi güven veren insanlarla karşılaşmanız dileğiyle… Sevgililer Gününüz kutlu olsun.