Tarih: 7 Mart 2026. Dünya yanarken saçımı taramayacağım. Öyle güzel şeylerden bahsedecek durumda da değilim. Sert gerçekçi tarafım ön planda bu aralar. Tıpkı dünya gibi. Sert! ve gerçek! Bunlarla yüzleşmek insanın canını acıtıyor. Ancak ve lakin durum buysa çözüm de vardır.
Her zaman iyiliği savundum… Allah’ın karşısına bile şeytan çıkmışken biz kimiz ki kötülerden bahsediyoruz. Elbette savaşımız; kötülükle, yalanla, ihanetle… Tıpkı dünya gibi.
Dünya, “Operation Roaring Lion” diye anılan felaketin gölgesinde nefes alamıyor. Dünya gibiyim bu aralar ben de nefes alamıyorum. Zor ve hatta daha zorlaştırılıyor… Bu saldırıların ölçeği ve kapsamı dünya kamuoyunun büyük kısmını hazırlıksız yakaladı.
Mahir Kaynak yıllar önce şöyle demişti: “İran yanarsa herkesi yakar.” İran, birçok kişinin beklemediği ölçekte ve kararlılıkta saldırılarla bölgedeki ABD askeri üslerini hedef alıyor. İran, bölgede askeri baskı alanını genişletmeyi başardı. Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan’daki ABD üsleri onlarca yıl boyunca trilyonlarca dolarlık yatırımla kurulmuş tesisler ciddi saldırı tehdidi altında kaldı.
Bu çatışmada; ABD askeri üslerinin dokunulmaz olmadığı ortaya çıktı. İran’ın askeri kapasitesinin küçümsenmesi ciddi bir stratejik hata. İran’da iç siyasi muhalefet olsa bile savaş anında toplumun önemli bir kısmı devlet etrafında toplanabiliyor. Ortadoğu’daki siyasi ittifakların dinî söylemlerden çok jeopolitik çıkarlarla şekillendiği bir kez daha görülüyor. Modern savaşta hava ve füze teknolojisinin belirleyici rolü bir kez daha ortaya çıktı. Ve istikbal göklerdeymiş…
Savaşın en kritik noktalarından biri Hürmüz Boğazı oldu. Bir motoru durdurmak için motorla savaşmak gerekmez. Yakıtını kesersiniz. Günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçişi risk altına girdi. Enerji piyasaları hemen tepki verdi: petrol fiyatları fırladı. Avrupa’da doğalgaz fiyatları sert şekilde yükseldi. Enerji akışının kesintiye uğraması yalnızca bölgeyi değil, tüm küresel ekonomiyi etkiliyor. Vay bee, küçümsenen İran tüm dünyaya kafa tutuyor.
Uluslararası Para Fonu büyüme tahminlerini aşağı çekmeye başladı. Uzun süren bir kriz durumunda stagflasyon ve ardından resesyon ihtimali ciddi şekilde konuşuluyor. Enflasyon tsunamisi yükseliyor; stagflasyon, aç bir kurt gibi kapıda bekliyor. Savaş uzarsa resesyon değil, küresel kalp krizi gelecek. Ayrıca Tahran’dan yüz binlerce kişinin göç ettiği bildiriliyor. Körfez ülkelerinde füze saldırıları nedeniyle sivil kayıplar yaşanıyor. Bölge genelinde ciddi bir insani kriz riski oluşmuş durumda.
İran’ın askeri stratejisi, klasik bir zaferden çok maliyeti yükseltme üzerine kurulu görünüyor. Temel yaklaşım şu: “Düşmanı tamamen yenmek değil, savaşı sürdürülemez hale getirmek.” Zekice!
Askeri açıdan bakıldığında İran ağır bir yıkımla karşı karşıya kalabilir. Ancak ekonomik ve insani açıdan tablo çok daha karmaşık. Bu savaşın en belirgin özelliği şu: Kazananı olmayan bir çatışma. İran’ın kazanamayacağı aynı zamanda kaybetmeyeceği savaş.
Enerji piyasaları sarsılıyor, küresel ekonomi baskı altına giriyor ve en ağır bedeli yine bölge halkları ödüyor.
Tarih bize aynı gerçeği defalarca gösterdi: Jeopolitik oyunların en ağır bedelini devletler değil insanlar öder. Göç dalgaları, yıkılan şehirler, durma noktasına gelen ekonomiler ve yıllarca sürecek sosyal travmalar… Ortadoğu’da her yeni savaş aynı acı tabloyu tekrar üretir. Bu nedenle bugün yaşanan kriz yalnızca bir askeri çatışma değil; aynı zamanda küresel düzenin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatan bir uyarıdır.
Ylz der ki; Bazı savaşlarda galip yoktur. Sadece daha fazla kaybeden vardır.