Gazeteci yaşantısı modern dünya gündemi ve ironisiyle ele alan, Apple TV’nin The Morning Show dördüncü sezonu bir yıldız oyuncunun başrole dahil oluşuyla geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Marion Cotillard bu adımıyla, Amerika ve dolayısıyla dünya dizi endüstrisine göz kırparken, canlandırdığı karanlık karakterin bir iş görüşmesi sahnesinde karşısındaki adaya sarf ettiği şu sözler sürpriz değil ama manidardı; “Kanalımızdaki haberleri yeterince eğlenceli buluyor musun? Kimseyi incitmemek için ters takla atar gibiyiz. Haberler bir araç olmalı; bizim bir sirke ihtiyacımız var!

İlginçtir, bu yeni yapımın promosyon sürecinde bir Fransız televizyon kanalına konuk olan Cotillard’ın canlı yayında karşılaştığı “18 yıllık eşinizden yeni ayrıldınız, iyi misiniz?” sorusuna şaşkınlık ve mesafeyle “Ben iyiyim teşekkürler, ya siz nasılsınız?” diyerek yanıtlayışı, sosyal medyada ayrıca gündem oldu.

Cotillard, başarısı basın tarafından olduğu kadar dijital halk meclisinde de özel hayatına indirgenen ne ilk ne de son kişi. 2019-2023 yılları arasında Finlandiya Başbakanı olan Sanna Marin bu ay yayınlanan Hope in Action adlı yeni otobiyografisiyle bu sanal meclisin karşısına yeniden geçti ve tüm görev sürecinin arkadaşlarıyla bir kulüpte eğlenirken çekilen ve viral olan görüntüler ile neden özetlenmemesi gerektiğini anlatan kariyer anılarını kaleme aldı.

İptal kültürü mağdurları sadece kadınlar da değil. Henüz hakkındaki iddialar mahkemede sonuçlanmadan endüstri ve bu dijital ahali tarafından iptal edilen Kevin Spacey, aklanmasının ardından geçtiğimiz günlerde The Telegraph’a konuşmuş, ancak tüm içerik, gazetenin attığı, evsiz ve sokakta olduğunu iddia eden sansasyonel başlığa indirgenmişti. Aktör, duruma açıklık getiren bir video çekmek zorunda kaldı ve gazeteyi yanıltıcı olmakla itham etti.

Tabii, bir de günümüz toplumunun ondan beklediğini yaptığını düşünen ve aksine ‘tone deaf’, Türkçesiyle duyarsız kalanlar da var; tıpkı Harper’s Bazaar Amerika’nın Aralık 2025 sayısı röportajında ısrarla özgün ve otantik olmanın altını çizen, ama ayrıcalıklarla çevrili yaşantısında her hareketi ince ince hesaplanmış duran Meghan Markle gibi.

Albert Camus’nün kült eseri L’Étranger/ Yabancı, yönetmen François Ozon’un yorumuyla 82. Venedik Film Festivali’nde bu yıl prömiyerini yaptı ve yedi dakika boyunca ayakta alkışlandı. Filmin Türkiye’de 16 Ocak’ta vizyona girmesi bekleniyor, ancak kitabın baş karakteri Meursault ile yukarıda bahsi geçen günümüz toplumu arasındaki uçurumun artık daha da derin olduğunu şimdiden söylemek mümkün. Duyguları bir performans gibi dışa vurmak, sürekli sosyal medyada kendine dair paylaşım yapmak, adeta bir marka imajına bürünmek ve öyle görünmek… Annesinin cenazesinde ağlamadığı için garipsenen Meursault gibi toplum beklentilerini reddeden bir kişiliğin günümüz dijital mahkemesinde, tüm dünyanın acımasız eleştiri okları altında suçsuz bulunmasının pek imkanı yok gibi.

Fransız ordusunda üst rütbeli bir asker olan Alfred Dreyfus, 1894’te Yahudi oluşu sebep gösterilerek haksız yere ajanlıkla suçlanıp hüküm giymiş ve Émile Zola, tarihe damgasını vuran J’accuse! manşetli o meşhur gazete makalesinde onu sürgüne gönderen hükümeti antisemitizmle suçlamıştı. Dreyfus geçtiğimiz hafta, yani olaydan tam 130 yıl sonra, tuğgeneralliğe terfi ettirildi. Tıpkı Jeanne d’Arc’ın 15. yüzyılda askeri başarılarının yok sayılması, ama erkek gibi giyinmesi gibi gerekçelerle yakılarak ölüme mahkum edilmesi ve 1920’de azize ilan edilmesi, bu son pişmanlıklar toplum vicdanını rahatlatsa da geçmişi değiştirme gücüne sahip değiller..

Eski çağlardan beri var olan sabit fikirciliğin, aşırı doz hassasiyetlerin, yargısız infazların ve cadı avlarının beraberlerinde hataları da getirme potansiyeli, modern bünyelerin narin kriterlerinde daha da artmış gibi. Duyar kasmak, politik doğruculuk, linç kültürü, sosyal medyadaki görünmez mahkemeler… İşte, tam da böyle bir atmosferde, tıpkı yukarıda bahsi geçen magazinsel ve tarihsel çeşitli örneklerin gösterdiği gibi aslında basına düşen görev oldukça büyük.

15 yıl süresince farklı dergilerde moda, lüks, kültür-sanat ve seyahat gibi farklı konular üzerine makale ve röportajlar hazırlamanın getirdiği birikimle ben de Yeni Bakış ekibine katılırken bu misyonun önemini kabul ediyor, merak uyandıran ama gazeteciliği sirke çevirmeyen, yukarıda ipuçları serpiştirilmiş duyarlı ve renkli içeriklerle okur karşısına çıkmayı diliyorum. Bu manifesto tadındaki ilk köşe yazım ve tüm hassasiyetimle, merhaba!