98. Akademi Ödülleri, yani Oscar’lar, 16 Mart Pazartesi sabaha karşı saat 2’de başlayacak ödül töreniyle yeni sahiplerini bulacak. Milyar dolarlık bir endüstriyi temsil eden Hollywood sineması, oyunculardan yönetmenlere, kostüm tasarımcılarından teknisyenlere uzanan 10.000 kadar resmi jüri üyesinin oylamasıyla 24 farklı kategoride ‘en iyi’ seçilen yeteneği taçlandıracak. Komedi ustası Conan O’Brien’ın sunuculuğunu üstleneceği gecede, korku öğeleri, müzik kültürü ve tarihi nosyonları ustalıkla harmanlayan Ryan Coogler imzalı Sinners, Leonardo Dicaprio’nun başrolünde olduğu siyasi kara mizah ‘One Battle After Another’ ve Jessie Buckley’nin Shakespeare’in eşini canlandırdığı dram ‘Hamnet’ gibi yapım ve isimlerin ödülleri toplaması bekleniyor. ‘Marty Supreme’deki oyunculuğu övgü toplayan Timothée Chalamet ise bir röportajında “Bale ve opera kimsenin umrunda olmayan işler” gafıyla birkaç haftadır sert eleştirilerin hedefinde. ‘The Comet/ Poppea’ adlı yeni eserinde Monteverdi mirasını günümüze özgün ve etkileyici bir yaklaşımla taşıyan Amerikalı kompozitör George Lewis, aynı zamanda breakdance yapan kontr tenor Jakub Jozef Orlinski ya da son albümü ‘Lux’te senfonik ezgileri Latin Pop’la buluşturan Rosalia gibi isimler klasik opera ekolünün sınırlarını başarıyla zorlarken, Chalamet’ye katılmak oldukça güç. Ancak haklı olduğu bir nokta varsa, o da radikal bir değişimden geçen eğlence anlayışı ve sanatı tüketme biçimleri. Oscar’larda kırmızı halı görünümlerinde imza atacak moda camiası da bunun farkında ve bu yüzden farklı disiplinleri çatısı altına topluyor, tıpkı moda gibi zevk verecek hizmetleri takipçileriyle buluşturuyor.
Zarafet ve hikayeciliğin zirvesi bale ile modanın organik bağı eskilere uzanıyor; Yves Saint Laurent ve Coco Chanel’in imza attıkları kostümler, efsane koreograf Maurice Béjart ile işbirliği yapan Gianni Versace, New York City Ballet için tasarlayan Valentino Garavani… Günümüzde Chanel, Paris Opera ve Balesi’nin sponsoru olmaya devam ediyor ve başrol oyuncularının kostümlerini hazırlıyor, Van Cleef & Arpels ise modern dans festivali Dance Reflections’ı düzenliyor. Hamilik rolünü üstlenerek klasiğe sahip çıkan moda ve lüks dünyasına son örnek ise Vienna Opera Balosu’na özel tasarladığı kristal taşlı taçlarla sponsor olan Swarovski. Sektörün kıvrak zekaları, aynı zamanda artık birer ‘entertainer’ olmaları gerektiğini biliyor. Tıpkı geçtiğimiz hafta ‘Joy’ yani ‘Neşe’ isimli bir kreatif video ile 2026 İlkbahar/Yaz koleksiyonunu tanıtan Maison Margiela örneğinde olduğu gibi. Kompozitör Max Richter’in çocuklardan oluşan bir orkestra ile performansını izlediğimiz kampanya, uzun zamandır sadece “güzel kıyafetler” değil, bir algı ve aidiyet hissi sunan moda sektörünü çok iyi özetliyor. Ve artık görsel dünyadan parfümlerle koku dünyasına uzanan duyulara olan hakimiyetinde gastronomi opsiyonel değil, elzem bir oyuncuya dönüşüyor. Otelcilik alanında uzun zamandır hizmet veren dev markaların restoran işine giren rakipleri gittikçe artıyor. Bir Paris klasiği olarak moda severlerin uğrak noktası Ralph’s Coffee veya uzun süre İstanbul İstinyePark’ta hizmet veren Armani Café gibi hedonist arzuların mükemmel kesişimi olan bu moda markalarına ait yeme-içme adreslerine şu sıralar eklenenler arasında, Gucci’nin Osaka’da açtığı barı Giardino, üç Michelin yıldızlı Dominique Crenn’in şefi olduğu Dior’un yeni Beverly Hills butiğinde yer alan restoranı Monsieur Dior ve tenis konseptini yansıttığı Paris’teki yeni Café Lacoste sayılabilir. Günümüzün sosyal sınıf ve sosyal medya beklenti ve dürtülerine işte en iyi böylesi adresler yanıt veriyor.
Serotonin salgılamaya ihtiyaç doğuran dünya gündeminde, sinemadan opera, bale ve yeme-içmeye, yine estetik bünyelerin imdadına moda yetişiyor.