Erdoğan Ker, 1963-1977 yılları arasında Urla Belediye Başkanlığı yapmış, dostluğunu da kazandığım değerli bir isimdi.
O yılların şartlarını en iyi bilenlerdenim. Ker, nüfusu 5 bin bile olmayan Urla’yı ciddi anlamda bir cazibe merkezi haline getirmişti.
Mesela Çeşmealtı’nı baştan aşağı düzenlemiş, köylerini ıslah etmiş, aktif bir belediye başkanıydı.
Onun yıllarında tahaffuzhane olarak kullanılan Karantina Adası’na gidiş gelişler teknelerle sağlanıyordu. Urla’nın her yerinde denize girilebiliyordu ancak bu denize girişlerin turistik bir anlamı yoktu.

Erdoğan Ker, Urla ile Karantina Adası arasında bir yol yaptırdı. Bunu köprü olarak yapması gerekirken, belli ki günün koşulları açısından daha ekonomik olan yolu tercih etti ve Urla Denizi’nin kuzeyi ile güneyi arasına kesin bir çizgi koydu.
Sonuçta insanlar, Karantina Adası’nda kurulu, ünü bütün ülkeye yayılmış Kemik Hastanesi’ne kolayca ulaşabildiler ama denizin öbür yanı, sirkülasyon olmadığı için büyük zarar gördü. Özellikle Kum Denizi olarak adlandırılan bölgede, deniz suyu temiz olmasına rağmen berrak değildi. Ve bu, böyle uzun yıllar devam etti.,

Devam da ediyor. Urla, önemli bir fırsatı kaçırdı. Yol yerine köprü modeli uygulansaydı bunlar yaşanmayacaktı.
Oysa ilçe, pırıl pırıl deniziyle meşhur. İşte geçenlerde Gelinkaya Plajı’na mavi bayrak dikildi. Kayyum Belediye Başkanı olarak görev yapan Urla Kaymakamı Murtaza Dayanç, Çeşmealtı sahilini halkla buluşturdu. Buradaki tesisleri kaldırıp halkın hizmetine sundu.
Mavi Bayrak’ı Gelinkaya Plajı’na İzmir Vali Yardımcısı değerli dostum Faik Arıcan dikti. Arıcan, Urla’nın bu bayrağı hak ettiğini ve diğer plajlarına da dikmeyi arzuladığını söyledi.
Erdoğan Ker’i hizmetleri için minnetle anıyorum. Ama gözden kaçırmış olmalı. Belki gelecekte o yol kaldırılır, yerine köprü yapılır. 
Kum Denizi’nde de mavi bayrak dalgalanıyor ama denizin görüntüsü yine de pek çoğumuza güven vermiyor.

Masonlar pusuda

Masonlar, yerel seçimlerin belirleyici en önemli gizli güçlerinden biridir.
Masonlar, bu misyonu üstlenirken; kendi çıkarlarını değil kenti düşünürler. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz; onlar; bir anlamda yerel seçimlerin katalizörü görevini üstlenirler. Başkan adaylarının seçiminde evrensel değerleri korur ve kollarlar, çoğu kere seçmenin genel kanaatine ters de olsa bildiklerini okurlar.

O yüzden pek çok başkanın, localarla ilişkisi vardır. Kimi alt kademede, kimi üst kademede üyedirler Cemiyet’e…
Önümüzdeki yerel seçimlerde de onların; varlıklarını hiç hissettirmeden belirleyici olacaklarından şüphemiz yok.
Ancak mason kökenli olmayan adaylarla da ilgilenmeleri doğaldır. Bu doğallığın sonucu olarak bazı adayların açıklanmasındaki sürprizlere hepimizin hazır olması gerekir.
Çünkü 1970’li yıllara damgasını vuran bu gelenek sürüyor.

Bu ne çılgınlık?

Moda, dünyanın en zengin sektörlerinden biri.
Ama çılgınlıkta da sınır tanımıyor.

Dünyanın en prestijli defileleri, aslında sürrealist bir sunuma dönüşüyor. Gerçekle ilgisi olmayan, ama içinde geleceğe dair bir hınzırlık da barındıran kreasyonlar sunuluyor, defileleri izleyenler bunun için birer servet harcıyor.
Ama şunu samimiyetle söyleyebilirim ki moda, marjinal olmayı seven ve benimseyen bir raya oturmuş gibi. Bugünün yırtık pırtık pantolonları, buna en güzel örnek. Çılgınlık, modaya ayrı bir dinamizm kazandırıyor artık. Hanımlar, isyankar olmayı seviyor ve bundan da büyük keyif alıyor.
Onun için bununla ilgili sosyal medyadaki hiçbir paylaşımı, “Başımıza taş yağacak” yaklaşımıyla karşılamayalım. Alışalım ve tabii sabırla bekleyelim.

Delege seçimleri gösteriyor ki…

Partilerde ön seçim diye bir şey kalmadı.
Oysa ön seçim, demokrasi çarkını en iyi çalıştıran argümanlardan biriydi.
Bu çarkı çalıştırmak istemeyenler, irade ve güçlerini ön plana çıkarmak için sistemi gömdüler, yerine kendilerini koydular. Delege seçimleri aslında bu ortamda yapılıyor. CHP’de neredeyse yarılandı. Sürpriz listeler çıkıyor, beklenmedik sonuçlar alınıyor.
Ancak delege seçimlerinin “Değişim” rüzgarlarını estirme hevesine düşenlerde düş kırıklığı yaratacağı kaçınılmaz. Bu süreç, Kemal Kılıçdaroğlu’na yarayacak ve o da liderlik koltuğundan kaldırılamayacak.
Empozeler, dayatmalar, manevralar, hesaplar, delege seçimlerine hakim durumda. Oluşum aşağıdan yukarı değil, yukarıdan aşağı olarak çalışıyor.
Bu, şuna yol açabilir. CHP’den yeni partiler doğabilir. Muharrem İnce örneği lider adayları çıkabilir. Parti yıkılmaz ama ufalanabilir.

Refah payı eklenmiş emekli zammına tam sevinecekken elektriğe gelen yüzde elli zamla irkildim. Ezan susmaz, bayrak inmez!
***
Zerrin Özer'in ''Z Kuşağı ile tanışmak istiyorum'' demecini okuyan benim oğlan ''Uçlansın bir 200 TL. Tanışalım. Neden olmasın?'' dedi!
***
Ekmeğe yüzde 50 ama emekliye yüzde 25 zam. İktidardaki algoritma Muaz-ZAM!
***
Sigaraya zam geldi, sigarayı bıraktım. Ekmeğe zam geldi, ekmeği bıraktım. Tam ölecektim, mezar masraflarına da zam geldi. Ben ne halt edeceğim şimdi?
***
Aile Meclisinde “Bütün servetim yüzüğüm. Eğer bir gün duyarsanız ki babanızın çok parası var, bilin ki hayatına paralı bir dul girmiştir” dedim. Hanım bana saldırmış. İki gün komadan çıkamadım!
***
Çiğ süte yüzde 35.2 zam. Sütlaç yemek bizim evde artık hayal oldu!
***
Ağlama değmez hayat. Seçim gecesi üzüntülerine!