Son zamanlarda garip garip haberler okuyorum. Karadeniz’de hamsiler depresyona girdiği için Gürcistan’a göç etmiş. Ormanlarda maymunlar, fermente olmuş meyveleri yiyerek alkole başlamış. Şempanzeler günde iki bira eşdeğeri alkol alıyormuş mesela… Doğa komik ama acımasız; stresli bir dünyada herkes bir çıkış yolu arıyor anlaşılan.
Dedim ya, garip bir yere, komik ama trajikomik bir hâle gelmeye başladık. Anlam veremediğim şeyler yaşıyoruz. Mutsuzluk sadece insanlara ait değilmiş. Hamsiler bile depresyona girip göç edebiliyorsa, maymunlar fermente olmuş meyvelerle kafayı bulmaya çalışıyorsa bir şeyler ters gidiyor demektir.
2026 yılına girmeye hazırlanıyoruz. 2026 geliyor ama ben 2026’ya hazır değilim. 2025’te yaşamam gerekenleri tam olarak yaşayamadım. Mutluluk kotamı dolduramadım. Bitiremedim. Evet, evet…
Takvim, yeni yıl, güneş, ay, saat, saniye… İnsan o kadar ilginç bir varlık ki, bunların hepsini adlandırmak istemiş, anlamlandırmak istemiş. Ölçmeyi seviyoruz, değer biçmeyi seviyoruz. Oysa değer biçilemeyen gerçekten değerlidir…
Bana göre zaman kavramı çok daha ilginç. Siz ölçebilirsiniz. Ancak velakin ben zamanı sizin ölçtüğünüz kavramlarla ölçmüyorum. Zaman bana göre bambaşka bir şey!
2026, çok özür dilerim… Ben sana hazır değilim.
2025 sürprizlerle geldi. Acı olduğu kadar çok tatlı ve çok güzel anılarım da oldu. Dostlarımı ve gerçek dostlarımı tanıdım. Ne kadar şanslı bir insan olduğumu gördüm. En zor günlerimde yanımda olan insanların varlığını hiçbir şeye değişemem. Gerçekten beni sevip bana değer veren insanların gösterdiği fedakârlık, benim için her şeyin, her değerin üzerindeydi.
Evet 2026, çok özür dilerim… Sen bir başla. Ben biraz daha geç geleceğim. Çünkü 2025’te doldurmam gereken kotayı dolduramadım.
İnsan, sanırım Sümerlerle birlikte takvim oluşturmaya başladı. Bilmiyorum, ilk takvim oydu diye hatırlıyorum. Ay takvimi, Miladi takvim, Hicri takvim, on iki hayvanlı takvim derken insan kendine birçok takvim yarattı. Zamanı ölçmek istedi. Çünkü ne kadar yaşadığını bilmek istiyordu. Neyi ne zaman yapması gerektiğini bilmek istiyordu.
Oysa takvim kavramı oluşmadan önce de insanlar hayatlarını bir şekilde idame ettiriyorlardı. Geçen hafta yazdığım yazıda, antik kentlerde bizden daha lüks ve daha keyifli yaşadıklarını söylemiştim. Evet, Einstein izafiyet teorisiyle zamanın bükülebilen bir kavram olduğunu ortaya koydu. Einstein zamana bambaşka bir kapı araladı. Dedi ki; Zaman mutlak değildir, bükülebilir. Net biçimde ölçülemez. İzafiyet teorisi de bunun üzerine kuruldu. Yani ne kadar ölçmeye çalışırsak çalışalım, zaman sandığımız kadar kesin ve net bir şey değildi.
Bana göre de zaman ölçülebilen bir şey değil. Siz ölçebilirsiniz! Ama ben zamanı sizin ölçtüğünüz yerden yaşamıyorum. Zaman kavramı bana göre hâlâ bambaşka bir şey…
Neden geçmişe özlem duyarız? Çünkü bugünün acıları, geçmişin mutluluklarını daha da değerli hâle getirir. Neden geleceğe dair planlarımızın içinde hep hayaller vardır? Çünkü mutlu olabileceğimiz şeylerin hayalini kurarız. O hâlde zaman nedir? Kolumuzdaki saat midir zamanı belirleyen, yoksa yaşadığımız mutlu anlar mı?
İşte tam da bu noktada: bana göre zaman; günler, aylar, saatler ve saniyelerle ilgili değil! Bana göre zaman, insanın mutlu ve huzurlu olabildiği anlarla ölçülür. Ortalama insan ömrünün 80 yıl olduğunu düşünürsek, bir insan gerçekten 80 yıl yaşamış mıdır? Bence hayır. İnsan 80 yılın tamamını yaşamaz. Sadece tamamen mutlu ve huzurlu olduğu anları yaşar. Gerçek hayat, o anlardır.
Yeni yılın en büyük yalanı, değişimin dışarıdan geleceği yanılgısıdır. Oysa değişim, içeriden başlar. Takvim değil, insan değişirse yeni yıl gerçekten yeni olur. İnsan yaşadığı yılların değil yaşadığı mutlulukların toplamıdır. Zaman; mutlulukla ölçülür! Ben zamanı 24 saate değil mutluluk dilimlerine bölüyorum. Onun için kendimi kandırmayacağım. Mutluluk yılım dolmadı…
Mutluluk kotamı doldurmak için annemin yanına gidiyorum belki önümüzdeki hafta köşe yazımı yetiştiremeyebilirim.
Ve tam da bu noktada, 2026’ya birkaç gün kala şunu açık açık söyleyelim: Kendimizi kandırmayı bırakalım. Yeni yıl mucize falan getirmez. Kimse hayatımıza gece yarısı sihirli bir dokunuş yapmayacak. Noel baba iyi dilekler ile kapınızı çalmayacak!
Zaman dediğin şey saatle, takvimle ölçülmüyor; mutlu ve huzurlu olduğun anların toplamıyla ölçülüyor. Gerisi sadece koordinat.
Ylz der ki; Yeni yıl, sen içinden “artık yeter” dediğin anda başlar; çünkü tek gerçek takvim, mutlu olduğun andır, geri kalan hepsi sadece kâğıt üzerindeki yalan tarihlerdir.
Mutluluk yılınız kutlu olsun…