İzmir’de oynanan karşılaşmada sahada iki farklı hikâye vardı.

Bir tarafta altyapı ağırlıklı kadrosuyla kümede kalma savaşı veren Altay…

Diğer tarafta en yakın rakibine 8 puan fark atmış, şampiyonluğa adım adım yürüyen Kütahyaspor…

Sonuç mu?

Kâğıt üzerinde beklenen oldu.

Kütahyaspor, Altay’ı 4 golle geçti. Ama hikâye sadece skor tabelasından ibaret değildi.

Maçın başı oldukça dengeliydi. Sertlik vardı, tempo vardı, mücadele vardı. İki takım da koştu, savaştı, pes etmedi. Bu yüzden uzun süre oyunda net bir üstünlük kurulamadı.

Ancak futbolda bazen küçük bir hata büyük bir kapı açar.

19. dakikada Altay’ın yaptığı o “küçük” hata, Kütahyaspor’un gol kapısını araladı.

O ana kadar iki takım da gol bulabilirdi.

Golden sonra da fırsatlar oldu. Fakat bir fark vardı: Kütahyaspor’un ayakları daha kaliteli, oyuncuları daha tecrübeliydi.

İşte o fark, skor tabelasına üç gol daha olarak yansıdı.

Özellikle ilk yarının son bölümünde Mavi-Lacivertli ekip paslarla oyunu kontrol etmeye başladı. Üçüncü golün ardından Altay savunma güvenliğini biraz daha riske edince Kütahyaspor hem eksik yakaladığı anları değerlendirdi, hem de kalabalık hücumlarla pozisyon üretmeye devam etti.

***

Karşıyaka maçında neredeyse hiç varlık gösteremeyen Altay’ı hatırlıyorum.

Bu kez ise sahada bambaşka bir görüntü vardı. Daha çok hücum eden, daha çok pozisyona giren, daha çok deneyen bir Altay izledik. Ama futbolun acı gerçeği yine ortaya çıktı:

Deneyim eksikliği.

Pozisyon bulmak başka, o pozisyonu gol yapmak başka… Altay ilkini yaptı, ikincisini başaramadı. Hatta dikkatimi çeken bir detay vardı:

Ceza sahasında hava toplarında, daha kısa boylu Altaylı oyuncular çoğu kez rakiplerinden önce topa yükseldi. Ama kafa vuruşları bir türlü fileyle buluşmadı.

Biraz tecrübe, biraz sakinlik… Belki de maçın hikâyesi değişebilirdi.

İlk golün başlangıcındaki sahne de aslında bu deneyimsizliğin küçük bir özeti gibiydi. Altay hücumdayken yapılan ortada Ünal Kavlak rakibinin kafa vuruşunu sadece izledi. Boyu kısa olabilir ama en azından rakibini rahatsız etmek için sıçrayabilirdi. Sıçrayamıyorsan arkasına koş, hata yapmasını bekle. Ki o hata da oldu. Savunma ıskaladı, top arkaya sekti. Ardından atağa çıkıldı ve Kütahyaspor’un golü geldi.

Futbolda bazen bir kafa topuna çıkmamak ya da hatayı kollamamak bile golün başlangıcı olabilir.

Altay kalecisi Ulaş Hasan Özçelik’in ise hakkını teslim etmek gerekir.

Yediği gollerde ciddi bir hatası yoktu, hatta önemli kurtarışlarıyla farkın daha da büyümesini engelledi.

Sahadaki en dikkat çekici isimlerden birisi de 40 yaşındaki Deniz Kadah’tı.

Onun yaptığı ortalar aslında orta değildi… Adeta adresli pas gibiydi. Kafasını kaldırıp hedef seçiyor, topu tam oraya gönderiyordu. Genç oyuncular için tam anlamıyla derslik bir görüntü.

Stoper Hikmet Çolak ise savunma müdahaleleriyle yine göze battı. Kademeye girişleri ve fiziğini kullanması çok iyi. Ancak topla oyunu hâlâ sorunlu. Basit pas hataları ve panikle uzaklaştırılan toplar gelişmesi gereken tarafı.

***

Kütahyaspor cephesine gelirsek…

İki hafta önce Çoruhlu karşısında izlediğim takım neyse, sahada yine o vardı. Aynı oyun, aynı rahatlık, aynı özgüven… Ama bir detay var:

Şampiyonluğa koşan bir takım için savunmada rakibe verilen pozisyon sayısı biraz fazla. Neyse ki, rakipler bu fırsatları cömertçe harcıyor. Kütahyaspor da tecrübesiyle golünü atıp farkı açmasını biliyor.

Takımda adeta “şampiyon olmuş” havası var. Hatalar çok büyütülmüyor, panik yapılmıyor, oyun disiplini bozulmuyor. Bu bazen riskli, ama aynı zamanda güçlü bir psikoloji.

Kaleci Boğaçhan Kazmaz için oldukça sakin bir gündü. Neredeyse hiç zorlanmadı. Ama maç sonunda yaptığı bir hareket skordan daha anlamlıydı: Bitiş düdüğünden sonra koşarak Altay kalecisine gidip ona sarılması…

Futbolun güzel tarafı tam da bu anlar.

Golcü Aykut Çift ise çok etkili görünmediği bir maçta bile golünü atmayı başardı. Böyle oyuncular vardır; kötü oynar ama tabelaya adını yazdırır.

24 maçta 27 gol…

Bunun adı tesadüf değil, golcülük.

***

Sonuç olarak:

Altay mücadele etti, pozisyon buldu ama deneyim eksikliğine takıldı.

Kütahyaspor ise ustalığını konuşturdu, fırsatları değerlendirdi ve İzmir’den farklı bir galibiyetle ayrıldı. Şampiyonluk yolunda yürüyenle, küme düşmeme mücadelesi veren takım arasındaki fark da zaten tam olarak buydu.