Bu 3 bölümlük yazı serimin ikincisinde yabancı sınırının ekonomik etkilerini ve Türk futbolunda oluşturduğu yerli oyuncu piyasasını ele aldım.
***
Asıl kritik soru hâlâ ortada duruyor:
Pekii, Avrupa bunu nasıl yapıyor?
Çoğu zaman gözden kaçan bir ayrıntı var.
Avrupa'nın büyük liglerinde Türkiye’deki gibi katı yabancı sınırları yok.
Ancak bu tamamen sınırsız bir sistem de değil.
UEFA’nın “homegrown player” kuralı devrede. Kulüpler Avrupa kupalarına giderken kadrolarında belirli sayıda kendi altyapısından ya da ülke futbolundan yetişmiş oyuncu bulundurmak zorunda.
Buradaki fark çok net:
UEFA “kaç yabancı oynatamazsın?” demiyor.
“Kaç oyuncu yetiştirdin?” diye soruyor.
Yani yasak değil, üretim teşviki var.
***
Hırvatistan bunun en net örneklerinden biri.
Yaklaşık 4 milyon nüfuslu bu ülke, Luka Modrić, Ivan Rakitić, Mateo Kovačić ve Joško Gvardiol gibi dünya yıldızları çıkardı.
Sorun yabancı sınırı olsaydı, Türkiye’nin Hırvatistan’dan daha başarılı olması gerekirdi.
Ama değil.
Çünkü mesele sayı değil, üretim kalitesi.
***
Benzer bir tablo Belçika’da yaşandı.
2000’lerin başında futbol sistemi baştan aşağı yeniden kuruldu. Altyapı, antrenör eğitimi ve oyuncu gelişim modeli değiştirildi.
Meyvelerini zaman içinde vermeye başlayan bu süreç, Kevin De Bruyne, Eden Hazard, Romelu Lukaku ve Thibaut Courtois gibi isimleri ortaya çıkardı.
Belçika yabancıları azaltmadı.
Oyuncu üretim sistemini güçlendirdi.
***
Hollanda ise bu işin en istikrarlı örneklerinden biri.
Johan Cruyff’tan Virgil van Dijk’e, Wesley Sneijder’den Frenkie de Jong’a kadar uzanan bir üretim kültürü var.
Bu ülkelerin ortak noktası açık:
Yasaklarla değil, sistemle oyuncu yetiştiriyorlar.
***
Ama burada önemli bir soru daha ortaya çıkıyor.
Eğer cevap “kontenjan değil üretim” ise, o zaman Türkiye neden düzenli oyuncu ihraç edemiyor?
Cevap üçüncü yazıda.