Bu yılın tartışmalı iki filminden en pembe olanını ele alacağımız gün geldi. Evet, Barbie filminden bahsediyorum. Pembe kıyafetleriniz ve kalpli aksesuarlarınız hazırsa başlayalım. (NOT: SPOİLER İÇERİR)
Bir film için ilk defa bu kadar çok pr yapıldığını gördüm. Bu kadar abartılması da filme karşı önyargıyla dolmama sebep oldu. “Ne kadar iyi olabilir ki” düşüncesiyle gittiğim film açıkçası beni şaşırtmayı başardı. Ancak film için çoğu sosyal medya fenomeninin yaptığı gibi ‘pespembe’ bir yorum yapmayacağım. Filmin eleştirilebilecek birkaç yönünü de konuşmamız gerekiyor. 
İlk olarak yönetmenliği konusunda Greta Gerwig’i tebrik etmek gerekiyor. Sahneler gerçekten güzel işlenmişti. Ancak senaryoda bazı boşluklar olduğu da gözden kaçmıyor. İkinci olarak oyunculuklarda eleştireceğim noktalar var. Evet Margot Robbie çok doğru bir seçim olmuş. Zaten oyunculuğunu beğendiğim bir aktris kendisi. Tüm film boyunca her sahnede mükemmel görünmesi hem de aynı zamanda sevimli bir hava yakalamış olması ilgimi çekti. Ancak üzülerek söylüyorum ki, Ryan Gosling hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Belki filmin gidişatı için bilerek biraz yapmacık bir karakter ortaya çıkarılmak istenmiş olabilir. Ancak buna rağmen karakteri beğendiğim bir zemine oturtamamışlar. Gosling yerine belki başka biri çok daha iyi oynayabilirdi. Benim bu konuda ilk aklıma gelen Ryan Reynolds oldu örneğin. Evet, müzikal sahnelerinde gayet iyi işlenmiş bir senaryo ve çekim gördük ancak oyunculuk bazında bizim ‘Ken’imiz bence Gosling değildi. 
Filmin içeriğine odaklanacak olursak, film bir çocuk filmi olmaktan oldukça uzak. Zaten +13 bir film olduğunu belirtmişler. Filmin içinde çok fazla gönderme ve mesaj var. Zaten filmi oturttukları zemin de kadınların gerçek dünyada yaşadığı zorluklar. Ancak burada akılcı bir noktadan yaklaşılmış. Filmde kadınların yaşadığı zorlukları Ken üzerinden işlemişler. Bu gerçekten ilgi çekici bir fikir. İşleyişte oyunculuk bazında sıkıntılar olsa da izlemesi keyifliydi. Konu kısaca şu; hikaye kadınların her sektörde egemen olduğu Barbieland’de geçiyor. Burada oyuncağın ilk ortaya çıktığı zamandan bugüne kadar yapılan tüm Barbie figürleri aynı evrende yaşıyor. Barbieland’de yaşanan her şey tıpkı bir kız çocuğu Barbie ile nasıl oynuyorsa aynen öyle devam ediyor. Barbie asla merdivenlerden inmiyor örneğin, veya ateş ve su gibi elementler tamamen sahte. Erkek figürleri de, yani yapılan tüm Ken figürleri, Barbie’nin gölgesinde, onun dünyası içindeki yardımcı karakterler. Hikaye de bu noktada ilginçleşiyor. Barbie kendisindeki değişimi fark ediyor ve bunu düzeltmek için gerçek dünyaya gidip kendisiyle oynayan kızı bulup, neden mutsuz olduğunu öğrenip bunu değiştirmesi gerekiyor. Gerçek dünyaya gitmeye karar veren Barbie’nin peşine Ken de takılıyor ve gerçek dünyadaki ataerkilliği keşfediyorlar. Ken burada erkeklerin ataerkil dünyada nasıl her şeye hakim olduklarını görüyor ve bunu Barbie’nin dünyasında da ortaya çıkarmaya çalışıyor. Süreç sonunda da Barbie aslında gerçek dünyada yaşamak istediğini fark ediyor. Konu kısaca bundan ibaret. İçerikteki detaylarda ise ilginç kısımlar yer alıyor.
Amerikan film sektöründe sevdiğim ve birçok kişinin de benimle aynı fikirde olduğunu bildiğim bir konu var, o da şirketlerin ve hatta hükümetin kendisiyle dalga geçmeyi ve eleştirmeyi biliyor olması. Film Warner Bros filmi olduğundan, hikaye içinde de kendisiyle oldukça fazla dalga geçiliyor. Aynı şekilde Barbie’nin yaratıcı firması Mattel’e de büyük göndermeler var. Örneğin koskoca Barbie dünyasını oluşturan Mattel’de kadın çalışan sayısının azlığı gibi. Filmde aynı zamanda Barbie’nin asıl yaratıcısının kızını da görmekteyiz. Yaratıcı Ruth Handler, oyuncağı tasarlarken kızı Barbara Handler’dan ilham alıyor. Aynı zamanda, çok bilinmese de, Ken karakteri de oğlu Ken’den esinlenilerek yapılmış. Filmde bu konu da oldukça güzel göndermeler var. 
Filmde aynı zamanda ilgi çekici bir konu daha var. Barbie çıktıktan sonra yükselen başka bir bebek markası daha vardı. ‘Bratz’ isimli bu markada Barbie’nin aksine daha kısa boylu ve farklı fiziksel ebatlarda bebekler imal edilmişti. Büyük yankı uyandıran bu bebekler de Barbie’nin gerçek dünyada aradığı kız ve arkadaşları olarak işlenmiş ve kızlar Barbie’yi oldukça güzel eleştiriyorlar. O dönemki Barbie ve Bratz çatışmasını güzel gündeme getirmişler. 
Film, feminen bir tutum sergiliyor gibi gözükebilir. Ancak filmin asıl işlenme amacı, kadınların dünyada nasıl bir adaletsizlikle boğuştuğunu, güzellik algılarının nasıl büyük tabular haline getirildiğini, bir kadının nasıl hem erkekler tarafından hem de hemcinsleri tarafından sert eleştirilere maruz kaldığını gözler önüne seriyor. Film hakkında çok fazla feminen yorumları okudum, ancak feminenliğin dozunu gayet iyi ayarladıklarını, ataerkilliğin ise yumuşak bir noktadan eleştirildiğini görmek mümkün. Konunun Ken üzerinden işlenmiş olması da gayet akıllıca ve karakterlerin kendi dünyalarında hakkında çözüm yolları arama süreci ve duygu değişimleri de oldukça güzel işlenmiş. Dediğim gibi senaryoda boşluklar var ancak yine de keyifli geçirilebilecek bir 2 saat olduğunu söyleyebilirim. Filmin spoiler içeren sahneleri internete düşmeden bence bir an önce gidip izleyin. Keyifli seyirler..