Geçen hafta bazı komik şeyler oldu. Çok çok eski bir hikâyenin kahramanıyla kahve içerken, yüzüme baktı ve büyük bir özgüvenle; "Herkeste beni arıyorsun biliyorum." dedi. Sonra kahvesinden bir yudum daha aldı. Ben ise sadece izledim. Cevap bile vermedim. Çünkü öyle değildi. Ve bazı şeylerin açıklamaya ihtiyacı yoktur. Bana göre bunun için tek bir cümle bile fazla olurdu.
Yine geçen hafta başka bir hikâyenin kahramanı; "Yeliz beni çok seviyor, bana çok değer veriyor, asla gitmez." demiş. Dinledim sadece. Aklımdan o sırada Dünya Kupası'nı kimin kazanacağı geçiyordu.
Sonra düşündüm. Bu egonun sebebi neydi?
Bir erkek neden bir kadının sevgisini kendi vazgeçilmezliğiyle karıştırıyordu? Bir kadın neden sevdiği için küçülmek zorundaydı? Ve bu yazıyı kadınlar için kaleme almaya karar verdim.
Kıymık batmış gibi acıtıyorsa canını, boğazındaki düğüm gitmiyorsa, geceleri aynı cümleleri tekrar tekrar düşünüyorsan, aynı soruları kendine soruyorsan, aynı sahneleri yeniden yaşıyorsan artık kendin olamazsın. Çünkü insan bazen sevdiği kişiyi değil, onun kendisinde bıraktığı boşluğu taşır.
Bu yazı kendini çaresiz hisseden, kandırıldığını düşünen, verdiği sevginin ve mutluluğun karşılığını alamadığını düşünen kadınlar için. Öncelikle şunu bilin: Herkes bu hayatta yaptığı seçimleri bilerek ve isteyerek yapıyor. Bir insan sizi seçmemeyi seçiyorsa, belirsizliği seçiyorsa, sizi bekletmeyi seçiyorsa, sizi üzmeyi seçiyorsa bunun sorumluluğu size ait değildir.
Ama sizin de bilerek ve isteyerek kendinizi mutlu etme hakkınız vardır. Mutsuzluğu seçiyorsanız elbette bu da bir tercihtir. Tarih hüzünlü aşk hikâyeleriyle doludur. Kleopatra tutkularının peşinden gitti. Jülyet aşkı için ölümü seçti. Leyla Mecnun'a kavuşamadı. Hürrem mücadele etti ve yeniden ayağa kalktı. Tarih yalnızca savaşlardan ibaret değildir; savaşların arka planında bile aşk, hırs, tutku ve kırılmışlık vardır.
Peki, çevrenize bakın. Kaç kişi gerçekten aradığı aşkı bulabilmiş? Evli olmak gerçekten mutlu olmak mıdır? Evli insanların hepsi gerçekten âşık mıdır? Eğer öyle olsaydı insanlar yıllardır "evlilik aşkı öldürüyor" demezdi.
Bir gün biri size çıkıp büyük bir özgüvenle; "Hâlâ bana âşıksın." "Herkeste beni arıyorsun." "Asla gidemez." diyebilir. Gülümseyin geçin. Bazı insanların egoları gerçeklerden daha büyüktür. Bazıları bir zamanlar çok sevilmiş olmayı sonsuza kadar sevilecek olmakla karıştırır. Bazıları sizin sevginizi kendi vazgeçilmezliği sanır. Onların inançlarını değiştirmek zorunda değilsiniz. Ne enerjinizi ne zamanınızı buna harcamayın. Bırakın kendi kurdukları dünyada yaşamaya devam etsinler. Ve şunu unutmayın: Bir gün "o" diye başlayan cümleleriniz "ben" diye başladığında yeniden mutlu olacaksınız.
Evet! Biliyorum “O” nu çok sevmiştiniz! Tüm kelimeler o diyerek başlıyordu. Ancak ve lakin Çehov der ki ; “En kıyamadıklarımız kıyar bize” Hayat enerjiniz yükselecek. Yeniden güleceksiniz. Çünkü siz kadınsınız. Yanlış insan yoktur belki de. Öğrenmeniz gereken gerçekler vardır. Kimseyi değiştiremeyeceğiz. Değişim yalnızca kendimiz için mümkündür. Bir insanın karakterini sizin sevginiz değiştirmez. Bir insanın vicdanını sizin fedakârlığınız uyandırmaz. Bir insanın dürüstlüğünü sizin sadakatiniz yaratmaz. Erkeğin çok sevdiği ilişki evliliğe gider derler. Kadının çok sevdiği ilişki ise psikiyatriye... Çünkü kadın sevmeyi çoğu zaman kendinden vazgeçmek zanneder. Öyle değil… Biz kültürel kodlarımızla kadın olmayı; çok sevmek, çok fedakârlık yapmak, başkaları için acı çekmek, kendini ikinci plana atmak, sabretmek, susmak ve gerekirse kendini yok saymak olarak öğrendik. Ama bu doğru değil.
Kalbinize batan kıymığı çıkarıp atmak, yani ilişkiyi bitirmek, o ana kadar size yapılmış bütün yanlışları düzeltebileceğiniz en kıymetli fırsattır. Çünkü kıymık içeride kaldıkça yara büyür. Çok seven kadınlar genellikle adam sandıkları kötü erkeklere denk gelir. Ama sevilmek... İşte o harika bir denk geliştir. Senin sevgine denk gelemeyen kişiyi terk edeceksin. Bu kadar net!
Şimdi size soruyorum: O kişiye mi âşıksınız? Onun size hissettirdiklerine mi? Yoksa aşka mı âşıksınız? Bu üzüntüyü gerçekten hak ettiniz mi? Sizin kıymetinizi bildi mi? Size yalan söyledi mi? Sizi kaybetmeyi göze aldı mı? Sizin için en küçük bir mücadele verdi mi? En az birkaç soruya "evet" dediğinizi duyar gibiyim. E o zaman neden hâlâ kendinizi üzüyorsunuz? Hiçbir kadın "çaresiz eski sevgili kadını" olmamalıdır. Çünkü kadın çaresiz değildir. Kadın çaredir. Kadın çözümdür. Kadın güçtür.
Seni sevse seninle olurdu. Seni sevse seni seçerdi. Seni sevse seni çekip alırdı. Seni sevse kendi hatalarına seni kurban etmezdi. Demek ki sevmemiştir. Acıdır ama bazen gerçekler bu kadar basittir.
Bir kadının değeri ancak ve ancak kendisine verdiği değerle ölçülür. Bir erkeğin size vereceği değere ihtiyacınız yok. Yanınızda olmayanın nerede olduğunun da bir önemi yok. Bırakın. Salın gitsin. Gitmek isteyen gitsin. Kalmak isteyen zaten kalacaktır. Tohumuna para mı saydınız? Kimseden sevgi dilenmeyin. Kimseden ilgi dilenmeyin. Kimseden mücadele beklemeyin. Hayatınızdaki hiçbir erkek bir bilgisayar oyunundaki Süper Mario gibi engelleri aşarak size ulaşmak için savaşmayacak. Ve dürüst olmak gerekirse buna ihtiyacınız da yok.
Erkek dünyasının bencilliği karşısında bir kadının yapacağı en büyük devrim, kendi tarafına geçmektir. Kendinizi seçin. Bir orkide alın kendinize. Güzel bir İngiliz kahve fincanı alın. Bir kedi sahiplenin. Sezen dinleyin mesela… Yürüyüşe çıkın. Yeni hayaller kurun. Çünkü başkasına yaptığınız yatırım zarar edebilir. Ama kendinize yaptığınız yatırım asla zarar ettirmez. Sizin ona verdiğiniz değeri anlamayan kişiye yaptığınız yatırım ölü yatırımdır. Tek yatırımınız kendinize olsun. Çok sevgi bazen nankörlük getirir. Çok iyilik suistimal edilir. Çoklar sıkıntıdır. Denge esastır. Üstelik haddini aşan her duygu bir gün zıddına dönüşür. Sevginin içinde mantık da vardır. Vicdan da vardır. Muhakeme de vardır. Muhakeme yapamayan akıllar tehlikelidir. Sevmeyi öğrendiğiniz gibi gitmeyi de öğrenmelisiniz. Gitmenin gücünü keşfetmelisiniz.
Ylz der ki ; Çünkü bazen insanın hayatındaki en büyük değişim, kalmaya karar verdiği gün değil, gitmeye cesaret ettiği gün başlar. Çehov'un dediği gibi: "Hep o kıyamadıklarımız kıyar bize." Ve belki de bugün gitmenin tam vaktidir. Belki bugün söyleme sırası sizdedir: "Gittim."
Ylz der ki; Çünkü bazen bir ilişkiyi bitirmek, bir insanı kaybetmek değil, kendini geri kazanmaktır.
Hoş geldin kendine. Kadın isterse kazanamayacağı savaş yoktur. Ama soru şu: Değmeyecek insanlar için savaşmaya gerçekten gerek var mı? Kendi hikâyenizin kahramanı olun. Kendinizi sevin. Kendinizi seçin. Çünkü günün sonunda sizi ömrünüz boyunca terk etmeyecek tek insan yine sizsiniz. Ve unutmayın; Bir kadın kendini seçtiği gün, artık kimse onu kaybetmez. Çünkü o gün kadın başkasını değil, kendisini bulmuştur.
Cesur ve güzel kadın….Hoş geldin kendine….
Ylz der ki: Bir kadının hayatında vereceği en doğru karar bazen kimi seveceği değil, kimi bırakacağıdır.