Önce küçük bir teşekkür etmek istiyorum. Son iki, üç haftadır yazdığım yazıların gördüğü ilgi ve aldığım güzel geri dönüşler beni gerçekten çok mutlu etti. Özellikle "Erkekler Ne İster?" yazıma değerli duayen gazeteci İlker Çoban'ın yaptığı yorum benim için çok kıymetliydi. Derler ya; "Marifet iltifata tabidir." Bazen görünür olmak, yazdıklarınızın insanlar tarafından okunması, beğenilmesi ve karşılık bulması insana daha da büyük bir motivasyon veriyor. Bu vesileyle yazılarıma dönüş yapan, okuyan, paylaşan herkese gönülden teşekkür ediyorum.

Aslında bu hafta bambaşka bir yazı yazmayı planlıyordum. Bana sürekli, "Önümüzdeki hafta ne yazacaksın?" diye soruyorlar. "Erkekler Ne İster?" ve "Kadınlar Ne İster?" yazılarından sonra sırada "Yeliz Ne İster?" vardı. Ama biliyorsunuz, hayatın gündemi bazen insanın planlarını değiştiriyor. O yazıyı biraz erteledim. Bu hafta sizlere "Çöp Poşeti Teorisi’ni anlatmak istiyorum.

İtiraf edeyim, internette araştırma yapınca biraz moralim bozuldu. Çünkü "Çöp Poşeti Teorisi" diye benden önce ortaya atılmış teoriler varmış. "Yemin ederim bu benim aklıma gelmişti." dedim kendi kendime. Tabii onların anlattığı ile benim anlatacağım şeyin hiçbir ilgisi yok. Bir teori DNA, genetik ve hücrelerle ilgili. Bir diğeri ise dünyada Plastic Bag Theory adıyla bilinen ilişki teorisi. İlişki koçu Alessandro Frosali'nin ortaya attığı bu teori, ilişkilerde sürekli "Fark etmez.", "Sen nasıl istersen." diyen, rüzgârın önündeki poşet gibi kendi fikri olmayan, yönünü başkalarının belirlediği insanları anlatıyor. Ama... Benim “Çöp Poşeti Teori’m” bambaşka.

Kızım İpek kısa süre önce İspanya'ya yerleşti. Bir anne olarak elbette onu çok özlüyorum. Hatta bunu itiraf edeyim; bu süreç beni biraz depresyona bile soktu. Ama biliyorum ki onu çok güzel, çok başarılı ve çok mutlu bir hayat bekliyor. Başarıların ve mutluluğun daim olsun güzel kızım...

O gittikten sonra yaklaşık bir aydır onun evini boşaltmaya çalışıyorum. Kadınlar alışverişi sever... Benim kızım da sever. Sağ olsun, evinde inanılmaz fazla eşya, kıyafet ve aksesuar vardı. Sonra bir karar verdim. İpek’in evinde kullanabileceğim eşyaları alıyorum. Ama kendi evimde ise beni mutsuz eden, yıllardır kullanmadığım, dolaplarda bekleyen ne varsa ayıklıyorum. Aslında sadece İpek'in evi değil... İkimizin de hayatında büyük bir arınma başladı. Çok güzel olmasına rağmen artık kullanmak istemediğimiz eşyaları ya bağışlıyoruz, ya dağıtıyoruz ya da veriyoruz. Tam da burada durup düşündüm. 4 Temmuz'dan beri hayatımda zaten büyük değişiklikler yaşanıyordu. Sonra bir gün kendime baktım... Yaşadığım eve baktım. Çevreme baktım. Sosyal çevreme baktım. Telefonuma baktım. Telefonumdaki fotoğraf galerisine baktım. Ve fark ettim ki... Hayatımızda ne kadar çok gereksiz şey biriktiriyoruz.

Gittim siyah çöp poşetleri aldım. Ve önce eşyalardan başladım. Beni mutsuz eden... Artık kullanmak istemediğim... Yeni bile olsa... Çok pahalı bile olsa... Hepsini çöp poşetlerine koydum. Hayatımdan çıkardım. Çıkarmaya da devam ediyorum. Sonra bunun sadece eşya olmadığını fark ettim. Telefon galerimi temizledim. Eski mesajları sildim. WhatsApp'ımı sıfırladım. Çünkü kötü hatıraları taşımak istemiyorum. Hayatımda artık sadece bana iyi gelen şeyler olsun istiyorum.

Bilenler bilir; uzun zamandır televizyon da izlemiyorum. Çünkü hayat zaten yeterince zor. Her gün kötü haberlerle, felaketlerle, olumsuzluklarla zihnimi doldurmak istemiyorum. Ne kötü şeyler duymak... Ne kötü şeyler görmek... Ne de kötü şeyler yaşamak istiyorum. Çünkü insan ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar haklı olursa olsun önemli olan güçlü ve haklı olmak değil mutlu olmak... Daha önce de söylemiştim. Hiçbir savaşın kazananı yoktur. Sadece daha az kaybedeni vardır. Ben artık beni mutsuz eden hiçbir şeyi hayatımda istememeye karar verdim. Telefon galerimden... Telefon rehberimden... Evimden... Hatta hafızamdan bile... Kötü olan ne varsa temizliyorum. Ve işte... Benim Çöp Poşeti Teorim tam olarak bu.

Uzun zamandır gereksiz yere hayatımda tuttuğum her şeyden arınıyorum. İlginç olan ise şu... Bu süreç gerçekten yorucu. Ama aynı zamanda inanılmaz hafifletici. Sanki omuzlarımdan tonlarca yük kalktı. Sadece eşyalar değil... İnsanlar da. Bana iyi gelmeyen... Samimiyetine inanmadığım... Dürüstlüğüne güvenmediğim... Hayatımda neden olduğunu artık açıklayamadığım insanları da çıkarıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki: "Yeliz, insanları hayatından çıkarmak bu kadar kolay mı?" Vallahi arkadaşlar... Ben Kova burcuyum. Ben Yeliz’im. Siler geçerim. Bu konuda biraz acımasız olduğumu söylerler. Âmâ hiç umurumda değil. Çünkü herkes yaptığı her şeyi bilerek ve isteyerek yapıyor. Yapmasalarmış. Yaptılarsa da sonuçlarına katlanacaklar. Benim için değerli miydi, değil miydi; artık bunun muhasebesini yapmıyorum. Çünkü benim de bir çöp poşetim var. O çöp poşetine giren insanlar var. O çöp poşetine giren eşyalar var. O çöp poşetine giren fotoğraflar var. O çöp poşetine giren anılar var. Ve inanın... Hiç de umurumda değil. Bu teoriyi sizlere de tavsiye ediyorum. Bir deneyin. İnanın bana çok iyi gelecek.

Hafiflediğinizi... Yüklerinizden kurtulduğunuzu... Ve en önemlisi daha mutlu olduğunuzu fark edeceksiniz.

Değerli duayen gazeteci İlker Çoban... Umarım bu yazımı da beğenirsiniz. Ve değerli okuyucularım... İyi ki varsınız. Bazen siyaset yazıyorum. Bazen tarih... Bazen felsefe... Ama bazen de sadece yüreğimden geçenleri... Bu yazı da onlardan biri. Ben çöp poşetimi hazırladım. Şimdi sıra sizde... Bir düşünün bakalım... Sizin çöp poşetinizin içine neler girecek?

Sevgiyle kalın... Arınmış kalın... Mutlu kalın...

Yeliz der ki: "Bazen en büyük cesaret, vazgeçebilmektir. Gidenlere teşekkür edin… Teşekkürler Gökhan"