Ülkelerin döviz ihtiyacı temelde iki nedene dayanır:
1. Borç ödemek
2. Dış ticaret ve dolayısıyla cari açık finansmanı.
İlk olarak Türkiye borçludur, borcu borçla ödemektedir. TCMB rezervleri 156 milyar dolar olarak görülse de bu rakam swaplarla sağlanmaktadır. Neticede hazine ağzına kadar dolu değildir, hazırdan ödeme yapılamadığından, finansman ihtiyacının birinci sebebi borcu döndürmektir.
TCMB verilerine göre 2025’te vadesi gelecek dış borç ve diğer yükümlülüklerin toplam hacmi 221 milyar 287 milyon dolar. Bu parayı da kasayı açıp verecek değiliz. TCMB rezervleri bu hafta 154,4 milyar dolara inmiştir. Yani borç ödemek için dahi borçlanmaya devam edeceğiz.
İkinci konu ithalat. İthalat 10 yılı aşkındır, 100 milyar dolar kadar ihracattan fazladır. İhracatın ithalatı karşılaması beklenir. Ama yetmiyor, karşılayamıyor. Bunun için de borçlanmak sürekli başvurulan yöntem. Kısaca ithal ederken dahi borç bulmak durumunda olan bir ülkeyiz.
O halde ithalat neden artar?
- Başta üretim yetersizse (planlama- teşvik az- teknoloji- ithal çılgınlığı…)
- Döviz kuru ucuzsa ithalat artar. (Bugünkü durum buna örnektir, sonuçta cari açık doğar.)
Ülkede üretim ve yatırımların artması hem iç piyasayı hem ihracatı destekler. Ülkenin üretiminden halkının ihtiyaçlarını karşılaması beklenir. Ancak görünen o ki, özellikle yarı mamul konusunda ithal bağımlısı olan bir ülkeyiz. İthalatın yaklaşık % 80 kadarı hammadde (petrol vb.) ve yarı mamul ürünlerden oluşmaktadır.
Sonuçta her dış ticaret açığı borcu coşturmaktadır. Borç maliyetli bir konudur, onu etkileyen değişkenler: “Vade”, “Faiz”, “CDS”, “Kredi notu” üzerinde de durmak lazım.
Kısa vadeli ve yüksek maliyetli borçlanmak ülke milli gelirinde azalma sebebidir. Ancak yılların sorunu olan borçlanma ve dolayısıyla borç faizleri ülke ekonomisini aşındırmaktadır.
Halkın ithal mallara olan düşkünlüğü, kamu kurumlarının dahi en basit ürünlerde bile ithal tercih etmesi, şartnamelerdeki bir küçük madde bile yerli üretime yöneltebilecekken, ithalata kaymaktadır. Bunun bedelini ülke üretememekle, ürettiğini satamamakla ve dahası ithalata kaçan kamu tercihleri dahi önce dış ticareti, sonra da cari açığı tetiklemektedir.
Halkın ve kurumların yerli üretime yönelmesi bu badireden çıkışta, Türkiye’nin cari açık sorununu aşmada etkili olacaktır. Sonuçta ihtiyaç duyulduğunda dolar basabilen bir ülke değiliz. Döviz kazandırıcı işlemler ise yabancıların daha ucuza ulaşabildiği mal ve hizmet sebebiyle başka dengesizliklere sebep olabilmektedir.
Vergi gelirlerinin faize gitmesi ise başka bir sorundur. Faiz Harcamaları söz konusu olduğunda;
2018’e kadar vergilerden her 100 ₺ için faize 11 ₺ giderken;
Bugün bu rakam her 100 ₺ için faize 20 ₺ seviyesine yükselmiştir.
Yüksek faiz bütçenin en temiz gelirini yok etme eğilimindedir. Vergi gelirlerinin borçlanma üzerinden faizlere gitmemesi için yerli üretim konusunda bilinçlendirme ve teşvikler artmalıdır.
Son olarak, yıllar önce (6 Ağustos 2018) Yıldız Tilbe’nin dediği gibi doların Türk Lirası karşısındaki değerinin yükseldiği dönemdeki paylaşımını hatırlayalım: "TL basıyorsak dolar da basarız, nedir yani?" ifadesini kullanmıştı. O dönemde dolar/TL kurundaki hızlı artışa tepki olarak yaptığı bu paylaşım sosyal medyada geniş yankı uyandırmıştı. Ne yazık ki biz, TL bastığımız gibi “dolar basamıyoruz.”