Türkiye’nin her sene bir milyon kişiye istihdam sağlayacak bir ekonomik yapısı olması gerek. Artan nüfus, gelen turist, mülteciler derken 150 milyon kişiyi de beslemesi lazım. BM’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine bakınca ilk üç sırada, “Yoksullukla mücadele, açlığa son ve nitelikli yaşam” konusunun yer aldığı görülür. Bunun en önemli tehdidi yüksek enflasyon ve yüksek faizlerdir.

Elbette bu süreçler siyasi ve ekonomik istikrarla da yakından ilgilidir. Bu istikrarın temel unsurlarından biri enflasyonun kontrol altına alınmasıdır. Yüksek enflasyon, özellikle dar gelirli kesimlerin alım gücünü zayıflatmakta, günlük yaşamlarını zorlaştırmaktadır. Enflasyonun düşürülmesi, fiyat istikrarını sağlayarak vatandaşların temel ihtiyaçlarını daha öngörülebilir koşullarda karşılamasına imkân tanır. Bu da toplumsal huzurun ve güvenin güçlenmesine katkıda bulunur.

Faiz oranlarının makul seviyelere çekilmesi ise yatırım ortamını canlandırır. Yüksek faizler, girişimcilerin ve küçük işletmelerin finansmana erişimini zorlaştırırken, düşük ve dengeli faiz politikası üretim kapasitesini artırır. Böylece hem istihdam genişler hem de ekonomik büyüme daha kapsayıcı hale gelir. Özellikle sanayi ve tarım sektörlerinde yapılacak yatırımlar, Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltarak ihracat gücünü artırır. Burada yakın tehdit tarım, hayvancılık kısaca gıda üretimi üzerinden gelmektedir. Gıdanın kontrol edilemeyişi dar gelirli grupların başta beslenme sorunu olmak sağlıklı olmalarının önündeki engeldir.

Gıdanın enflasyon paketindeki payı hâlâ dörtte birdir. Dört birim olarak gerçekleşen enflasyonun biri buradan gelmektedir. Sonuçta gıda sepetindeki bu yükseliş alım gücünü engellemektedir. Bu yüzden alım gücüne yönelik önlem ve desteklerin geliştirilmesi şarttır. Bu konuda nakdi destekler, enflasyonla mücadelede riskli görüldüğü için aynî desteler geliştirilebilmelidir.

Dar gelir gruplarının hayat şartlarının iyileştirilmesi, kalkınmanın sosyal boyutunu oluşturur. Gelir dağılımındaki adaletsizliklerin giderilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, sosyal yardımların etkinleştirilmesi bu kesimlerin yaşam kalitesini yükseltir. Ayrıca, uygun fiyatlı konut projeleri ve ulaşım imkânlarının geliştirilmesi, dar gelirli vatandaşların ekonomik hayata daha aktif katılımını sağlar.

Ekonomik politikaların başarısı, yalnızca rakamsal göstergelerle değil, toplumun geniş kesimlerinin refah düzeyiyle ölçülmelidir. Enflasyon ve faizlerin düşürülmesi, dar gelir gruplarının desteklenmesiyle birleştiğinde Türkiye’nin kalkınma süreci daha adil, dengeli ve sürdürülebilir bir zemine oturacaktır. Bu yaklaşım, hem ekonomik büyümeyi hızlandıracak hem de toplumsal dayanışmayı güçlendirecektir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin kalkınma vizyonu; fiyat istikrarı, yatırım dostu finansal ortam ve sosyal adalet ilkeleri üzerine inşa edilmelidir. Bu üç unsurun uyum içinde yürütülmesi, 2026 gündeminin en önemli konuları olmaya devam edecektir. Öncelikli çözümler buradan başlatılacaktır. Türkiye’nin daha güçlü ve aydınlık geleceğe ulaşmasının yolu buradan geçmektedir.