Üçü birden birbiri peşi sıra geldi. Önce ilk çeyrek büyüme % 2,5. Tamam dedik büyüme büyümedir. Kesintisiz büyüme hepten iyidir. Ancak hâlâ Türkiye ekonomisinin 2026 yılında beklediği ivmelenme son İsrail - ABD ortaklığıyla gerçekleştirilen İran’a olan saldırılar ile ertelenmiş görünüyor.

Buna ilk tepki Merkez Bankası’ndan (TCMB) geldi. Enflasyon beklentileri revize edildi: % 26 rakamı ile sene başı enfflasyonun bu kadar birbirine yakın olması beklentileri de karşılamaya yetmeyecek. Zor günler sonuçta… 60 dolar petrol fiyatı üzerinden yapılan bütün hesaplamalar bir anda 100 dolar seviyesine geldi ki, bunun bir diğer maliyeti 15 milyar dolar cari açık olarak görünmektedir.

Karşımızdaki bu büyüme rakamları, yüksek enflasyon ve yapısal sorunların yine bizi hazırlıksız bir zamanda yakaladığını gösteriyor. İstihdam ile ilgili verilerdeki sabit seyir en azından o cepheyi çok tetiklemiyor. Işsizlik verileri % 8 seviyesinde kalmış durumda.

Büyümede sanayi verisinin negatif çıkması kontrol ve takip gerektiren bir durum. İnşaat sektörü toparlanmaya çalışıyor. Yeni projeler hayata geçiriliyor. Burası normal görünüyor. Bilişim sektöründeki gelişmeler de umut verici ancak ülkemizin ihtiyaç duyduğu alan sanayi kesimidir. Sanayideki bir puanlık artış hizmetler sektöründe üç birimlik bir harekete yol açmaktadır.

Bu durum büyümeyi de yavaşlatıyor. Ancak sorun yalnızca büyümenin yavaşlaması değil. Büyümenin kompozisyonu da uzun süredir uygulanmakta olan makro-finansal istikrar programının hedeflediği ekonomik dengelenmeden uzak bir görünüm sergilemesi de dikkat çekicidir.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre yılın ilk çeyreğindeki büyümenin tamamı tüketim kaynaklı gerçekleşti. En hızlı artan kalem ise kamu tüketim harcamaları oldu. Buna karşılık sabit sermaye oluşumu, yani yatırımlar, bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,2 oranında azaldı. En sert düşüş ise dış talepte yaşandı. Mal ve hizmet ihracatı bir önceki çeyreğe göre % 7,5 oranında küçüldü.

Özellikle körfez bölgesi kaynaklı ihracat, gelişimini kaybetmiş durumdayız. Hammadde ve tedarik sorunları, artan girdi maliyetleri ihracatı sınırlarken düşük büyümeyi ortaya çıkarttı. Yüksek enflasyon dönemi bu sürecin sonucu gibi ortadadır.

Enflasyon için ne desek az… Parasal sıkılaştırma eksenli yüksek faiz politikası, üretici ve tüketici herkesin elini kolunu bağlar durumdadır. Yılın ilk çeyreğinde ortalama enflasyon % 31 olurken; ikinci çeyrekte bu durum baz etkisinin sona ermesi ve körfezin de etkisiyle bu durumunu koruyacak gibi görünüyor.

Dar ve sabit gelirli gruplar için maliye politikası araçları üzerinde yeni destek kanalları açılabilir. Büyümenin düşük, enflasyonun ise yüksek seyrettiği dönemlerde en büyük yükü sabit gelirli kesimler taşır. Nitekim son yıllarda bunun etkilerini toplumsal refahtaki gerileme ve gelir dağılımındaki bozulma şeklinde gözlemliyoruz.

Önümüzdeki dönemde politika değişikliği görünmüyor. Şimdi, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla katlanılan ekonomik maliyetlerin sonuçları ve süreçleri konusundaki belirsizlik kapısı aralanmalıdır. Toplumsal maliyetlerin arttığı bu dönemde, gıda enflasyonundaki yaz etkisi iyi değerlendirilmelidir. Bağ, bahçe, tarla ürünleri çarşı - pazara inmiştir. En büyük enflasyon kalemlerinden olan barınma, ulaşım ve gıda enflasyonu indirilmeden bu enflasyonist süreç kendini hissetirmeye devam edecektir.