Türkiye’de 208 üniversitede toplam 6 milyon 301 bin öğrenci eğitim görmektedir. Bizim nüfusa sahip ülkelerin en büyüğünde 3 milyon öğrenci olduğu düşünülürse rakam büyük ve ciddi… sözel bölüm öğrencileri bu yoğunluğun önemli bir parçasıdır. Yılda verilen mezun sayısı yaklaşık 870 bin kadar.

Bunlar Ne İşte Ne Eğitimde (NİNE) sayılmayacaklarından dolayı, işgücü piyasasına doğrudan katılacak bir grup olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla işsizler de bu ölçüde artacaktır. Hazır 3 milyon küsur işsize ek yeni bu kadar daha işsiz eklenmesi anlamına gelecek bir durum bu.

Şimdi üniversite, sadece mekanik düşünen “işlevsel robotlar” mı üretmektedir? Mesela iktisat bilimini sadece sayılarla ilgili bir bilim olarak anlamaya kalkarsak; onu bir matematik gibi kullanır ve “toplum mühendisliğinin” bir aracı haline getirirsek onun politik yanı ya da duygusal yönünü nasıl anlayacağız?

Üniversitelere eskiden beri yöneltilen "Zeki Teknisyenler" yetiştirdiği eleştirisi, üniversitelerin formül ezberleyen, harika kod yazan, karmaşık matematiksel modeller çözen ama "Bunun mala davara ne faydası var? Bu topluma ne faydası var?” kısmı geride kalacak hatta görmezden gelinecektir. Kısaca diploma kişiyi "zeki ve eğitimli" yapacak ama "bilge ve toplumu dönüştüren ve olgulara hakim bir birey” yapmayacaktır.

Yine İktisat ve sosyal bilimler üzerinden gidersek mesele, sadece sayıları alt alta toplamak değildir. Asıl amaç; insanların barış, refah ve özgürlük içinde yaşayabileceği bir toplumsal düzenin kurallarını inşa etmektir. Burada eğitim bunu ıskalamaktadır.

Başta bu bir ahlâk sorunudur. İçinde bulunduğun topluma değer katma kaygısı, özveridir. Üniversitenin uzman olarak yetiştirdiği bireyler özgür bir toplumun değerini anlamaktan uzaksa, kaynakların nesiller boyu nasıl korunacağını bilmiyorsa, toplumsal dönüşümün bir aşamasında olduklarının farkında olmadan sadece rakamların peşinden koşuyorlarsa…

İşte o zaman bilgi sadece bir geçim kaynağı ya da teknik bir uzmanlık alanı haline gelmiş demektir. Aslında bu bir toplumsal kültür, değer ve ahlâk aktarımıdır.

Sosyal Mühendislik boyutuyla bakılırsa: Ekonominin veya toplumun laboratuvardaki bir deney gibi yukarıdan aşağıya mühendislikle yönetilemeyeceği hep ihmal edilmektedir. İnsanın olduğu yerde rasyonel belirsizlik vardır. Özgürlük derseniz onun da kişiye göre halleri varsa alınan kararlar hiçbir zaman tam sonuç vermeyecektir.

Bir toplum ancak bireylerin kurallar dahilinde karşılıklı etkileşimiyle (piyasa ve hukuk süreciyle) organik olarak inşa edilebilir… Üniversiteler olaya sadece teknik ve yetkin bireyler yetiştirmek yaklaşımıyla işlevsel robotlar eleştirisine fırsat vermektedir.

Ne eğitim, felsefe ne ahlaktan koparak salt bir "hesap makinesi" haline getirilmeli; ne de bireyler bir entelektüel gelişime kapı aralamaktan vazgeçmelidir.

Üniversitelerden beklenen diplomalı ama toplumsal bilinci kör teknokratlar üretmek değil; bu kişilerin özgürlüğü ve toplumsal koruma mekanizmalarını savunmak gibi bir dertlerinin olması gerektiğini anlatmak gerekiyor. Toplumsal dönüşüm ancak böylece mümkün olacaktır.

Öyle zamanlar gelir ki, devletler yalnızca bugünü yönetmez, gelecek yüzyılı inşa edecek ekonomik düzeni kurarlar.

İşte dünya bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçiyor.

Artık savaşlar yalnızca cephelerde kazanılmıyor. Bu dönüşüm bir değişimin parçasıdır. Teknik anlamda eğitim de yeni bir cephe olarak görülmelidir.