Dünya ekonomisi, yüksek faiz eğilimine giderken, faiz kararlarının da birbirinden farklılaştığı bir döneme girdi. FED başkanının değişmesiyle birlikte piyasalar yeni bir yön arayışında. Çarşamba günü açıklanacak ABD faiz kararı, küresel sermaye akımlarını doğrudan etkileyecek. Açık olan Hürmüz Boğazı’nı kapatan savaş; yeniden açmak için bu kadar çatıştı. Bu arada yananlar yandı tabii… Körfezde her an yeni gerilimler ve çatışma durumları yeniden başlayabilir. Ateşkes, kalıcı bir barışa dönüşmeden bu çatışmaların durması beklenemez.
Ancak her şeye rağmen Avrupa Merkez Bankası (ECB) kısa süre önce faiz artırdı; Japonya Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası da artış öngörüyor. Bu durum, küresel enflasyonla mücadelenin hâlâ bitmediğini gösteriyor.
ABD’de enflasyon aylık bazda yükselme eğiliminde, yıllık enflasyon % 4,2 olarak hesaplandı. Bu rakam hedeflenen % 2 rakamının iki katını aşmış durumda. Yani ABD ekonomisi de sinyal veriyor.
FED’in faizleri uzun süre yüksek tutması, büyüme üzerinde baskı yaratıyor. Büyüme işsizlik için önemli. Büyümeden istihdam sağlanamaz. Çarşamba günü açıklanacak karar, enflasyonun kalıcı olarak kontrol altına alınıp alınmadığını test edecek. Avrupa’da ise enflasyon % 3,2 ile hâlâ “yapışkan” durumda. ECB’nin faiz artışı, enerji fiyatları ve ücret baskıları nedeniyle enflasyonun kolay kolay düşmeyeceğini gösteriyor. İngiltere’de hizmet sektöründeki canlılık ve ücret artışları, enflasyonu diri tutuyor. Japonya ise uzun yıllar sıfır faiz politikasından sonra artışa giderek küresel dengeleri değiştiriyor; Yen’in değer kazanması ihracatçıları zorlayabilir.
Bu farklılaşan faiz politikaları, küresel sermaye akımlarını yeniden şekillendiriyor. ABD ve Avrupa’da faizlerin yüksek kalması, gelişen piyasalara yönelen sermayeyi sınırlayabilir. Japonya’nın faiz artışı ise “carry trade” akımlarını tersine çevirebilir. Eskiden düşük faizle kredi alınır, yüksek faiz veren ülkede değerlendirilirdi… Şimdi bunun da riski artmış durumda. Kur hâlâ güven vermiyor. Doların dalgalı seyri ve Yen’in güçlenmesi küresel ticaret dengelerini yeniden kuruyor.
Türkiye açısından tablo karmaşık. Küresel faizlerin yüksek seyretmesi, dış finansman maliyetini artırıyor. Bu, Türkiye’nin borçlanma koşullarını zorlaştırabilir. Türkiye’de de kısa vadede maliye politikası araçlarının etkinliğini görebiliriz. Sadece para politikası araçları ile buraya kadar. Yüksek faizle buraya kadar. O yüzden yüksek faizi dengeleyecek politikalara ihtiyaç var. Öte yandan, küresel enflasyonun hâlâ yüksek olması, içeride faiz indirimini riskli hale getiriyor. Türkiye’de enflasyonun kalıcı olarak düşmesi için sıkı para politikası ve yapısal reformlar şart. Aksi halde, küresel sermaye girişleri sınırlı olacak ve kırılganlık artacak.
Sonuç olarak, dünya ekonomisi 2026 ortasında parçalı bir faiz haritasıyla karşı karşıya. FED’in kararı, ECB’nin sıkılaştırması, Japonya ve İngiltere’nin artış öngörüleri, küresel enflasyonla mücadelenin hâlâ bitmediğini kanıtlıyor. Türkiye için bu tablo hem fırsat hem risk barındırıyor: dış finansman maliyetleri yüksek kalırken, içeride enflasyonla mücadele ertelenirse kırılganlık daha da derinleşebilir. O yüzden özellikle Temmuz zamlarında parasal bir artış yerine belirli ürünlere tanımlanmış (Gıda ve giyim gibi.) alışveriş çekleri planlaması uygun olabilir.
Bu durum küresel faiz–enflasyon ilişkisinin çok kutuplu bir döneme girdiğini ve Türkiye’nin bu dalgalı ortamda dikkatli adımlar atması gerektiğini ortaya koyuyor.