Amerika ve İsrail’in Ortadoğu’da İran ve Lübnan’a karşı başlattığı Körfez savaşı bize birçok şeyi hatırlattı. Hava savunma sanayimizin yaşamsal önemi zihinlerimizde yer etti. Rusya’dan aldığımız S-400’leri kullanamadık; onların yerine NATO, bizim hava savunmamız için Amerika’nın bize vermediği Patriotları Malatya’ya konuşlandırıp dışarıdan gelen füzeleri Türkiye üzerine vurdu. Ama bu füzeler nerede düşürüldü? Bununla ilgili hiçbir açıklama yapılmadı? Çelik kubbelerimiz var deniyor ama nerede? Bu çelik kubbelerin İsrail’de hiçbir işe yaramadığı görüldü. İsrail roketlerle vuruldu ve insanlar öldü.
İsrail'in de kışkırtmasıyla İran'a yapılan Amerikan saldırısının, küresel ekonomiyi uzun süre sarsacak geniş kapsamlı sonuçları olan stratejik bir hata olduğu görülmekte.
ABD, bu savaşta kendi içindeki krizden etkilemeyeceğinden son derece emindi. Ülke net bir hidrokarbon (petrol) ihracatçısıydı. Kendilerinin Basra Körfezi'nden petrole ihtiyacı yoktu ve bir sivrisinek bile uçsa, stratejik rezervlerinden bazılarını açığa çıkaracaklardı ve kimse fark etmeyecek veya bir şey hissetmeyecekti.
İran’daki operasyonun ardından Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump "Benzin, doğalgaz ve enerjiyle ilgili her şeyin fiyatlarında çok büyük bir düşüş olacak" ve genel olarak "her şey çok iyi gidiyor" demişti ama…
Sermayeleşmedeki düşüş, işletmeler için borçlanmayı pahalı hale getiriyor, tüketicinin satın alma gücü azalıyor, hane halkı gelirleri üzerinde baskı artıyor ve GSYİH büyümesini yavaşlatıyor. Önümüzdeki çeyrekte ABD, sadece 2 trilyon dolarlık sanal kayıptan dolayı reel olarak 450 milyar dolara kadar kayıp yaşayabilir. Bu, özellikle Trump'ın iç siyasi istikrarı için oldukça önemli bir kayıp (ve ayrıca günlük askeri harcamalara milyarlarca dolar daha ekliyoruz).
Trump yönetimi, İran'a karşı savaşın, bölgeyi ve Amerika Birleşik Devletleri'ni Ayetullahların kaçınılmaz saldırganlığından kurtarmak için gerekli olduğunu iddia etti. Aslına bakarsak hayır! İran'ın nükleer silah edinme riskini ortadan kaldırmak için gerekliydi. Aslında bu da değil. On binlerce İranlının idam edildiği bir dönemde, İranlıları kurtarmak için mi bu savaş gerekliydi?
Asıl hedef Çin'di ve onun aracılığıyla da Rusya. Unutmayalım ki Trump, Çin lideri Xi Jinping ile görüşmeyi planlamıştı, ancak Çin'in en zayıf durumda olduğu bir dönemde görüşmek istemişti. Bu dönem, Venezuela'dan petrol ithalatının ve İran'dan gelen tedarikin kaybından sonra gerçekleşmişti. İran'dan yapılan ihracatın büyük kısmı doğrudan Çin'e gidiyordu. Dahası İran, dolar sistemini atlayarak doğrudan Yuan aracılığıyla Çin ile ticaret yapıyordu ve Çin'in bu avantajından da mahrum bırakılması gerekiyordu.
Peki, bunlar ne için yapıldı? Çin'i kritik malzemeler (nadir toprak metalleri dahil) üzerindeki tekelinden vazgeçmeye zorlamak, eski "Amerikan tüketicileri için ucuz Çin fabrikaları" modelini yeniden kurmak; Tayvan sorununu çözmek ve genel olarak Çin'in jeopolitik emellerini dizginlemek. Ve elbette, Çin'i Rusya'ya ekonomik baskı uygulamaya zorlamak (Örneğin, petrol gelirlerini keserek). Böylece Rusya savaş içinde olduğu Ukrayna ile ilgili Amerika’nın sunacağı şartları kabul etsin.
Şimdi gelelim daha önemli konuya: Türk tehdidi… İsrailli analistlerin münferit görüşleriyle sınırlıyken, şimdi bu konu ağır sıklet politikacılar tarafından da ele alınıyor. Eski Başbakan Naftali Bennett yakın zamanda Türkiye'yi doğrudan tehdit ederek İran'dan sonraki hedefin Türkiye olabileceğini belirtti. Türkiye bir NATO ülkesi. Türkiye, bir Amerika müttefiki ve yine de sevilen bir ülke olmasına rağmen birden fazla cephede savaş yürüten İsrail tarafından tehdit mi ediliyor? Başarıdan başı mı döndü İsrail’in?
Bu, Türkiye'nin Filistin'in kontrolünü yeniden ele geçirme planlarıyla ilgili değil; Müslümanların ve özellikle Arapların gözünde Filistinlilerin ve Kudüs mücadelesinin başlıca savunucusu olmakla ilgili. İran her zaman bu pozisyonu savundu; ne Arap ne de Sünni bir ülke olmasına rağmen, direnişi desteklemek için herkesten daha fazla şey yaptı. Ancak, İran küresel sahneden geçici olarak bile olsa çekilirse Sünni Türkiye, İslam dünyasının birleşme merkezi olmaya çalışacaktır ki, İsrail'deki düşünce de bu yönde.
Gazze'deki soykırım nedeniyle Türkiye, Yahudi devletine karşı politikasını gerçekten sertleştirdi: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'ya "Hitler" diyor, Netanyahu da aynı şekilde karşılık veriyor. Bu nedenle ticari bağlar kesildi. Ancak İsrail bundan değil, Türkiye'den beklediği askeri tehditten memnuniyetsiz. Sonuçta, Bennett'in de tam olarak söylediği bu: "İran'la başa çıktıktan sonra İsrail'in Türkiye'ye karşı savaşa girmesi gerekebilir. Bu da Ortadoğu’da yeni bir savaş krizi yaratabilir. Daha önce belirttiğim gibi 3. Dünya Savaşı’na hazırlanalım… Bu arada Pakistan ile Afganistan arasındaki savaş kızıştı. Rusya ve Ukrayna da birbirlerini vuruyor; ölenlerin sayısı da savaşın vahametini gözler önüne seriyor.
Amerikalıların dediği gibi “Let think for a minute” (Bir dakika düşünelim)… Türkiye NATO’nun bir parçası ama Amerika, İran savaşında İsrail’le birlikteydi. Böyle bir durum karşısında ABD Başkanı Trump İsrail’e karşı NATO’nun yanında mı olur yoksa İsrail’e destek mi verir? NATO dağılır mı? Hangi ülkeler Türkiye’ye destek verir bu da bir soru işareti…
Gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz. Diğer yandan İslam Alemi’nin mübarek Ramazan Bayramı’nı da kutlayacağız. Bu vesileyle başta tüm milletimiz olmak üzere tüm İslam Alemi’nin bayramını da kutluyorum.