Dünyada düşmanımız çok.

Araplar, Yahudiler, İngilizler, Yunanlılar, Ermeniler…

Bunların dini imanı, bizi kötülemektir. Yalanlar uydururlar, ‘Türkiye’ye gitmeyin. Hayatınızı tehlikeye atmayın’ derler. Onun için dünya güzeli ülkemize beklenen turist gelmez.

Bizim, onlar için sarf ettiğimiz tek kötü kelime yoktur; bunu bilirler ama düşmanlıkta ısrar ederler.

Yunanlılar, bizim onları ada turizmleri nedeniyle açlıktan kurtardığımızı bilirler ama bu mendeburluktan vazgeçmezler. Kendileri sınır ticaretiyle sabah gelip 10 kat ucuza aldıkları ihtiyaçlarını akşam dönerek bizi resmen sömürürler, gıkımız çıkmaz.

1982 yılında bir Türk milliyetçisi sahneye çıktı, Türk Tanıtma Vakfı’nı kurdu. Vakıf, dünyada yaratılmak ve dayatılmak istenen kötü imaja karşı savaş verecekti. Kısa adı TÜTAV olan vakfın kurucusu o yiğit Kemal Baytaş’tan başkası değildi.

Baytaş, hem turizm kuruluşlarından, hem de devletin kasasından sağladığı kaynakla dünyanın en ücra köşelerinde etkinlikler yaptı, gerçek Türkiye Cumhuriyeti’ni ve insanını onlara gerçek biçimde tanıttı.

Daha sonra Turizm ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı olunca Türk Halk Dansları Topluluğu’nu kurdu. Dönemin Turizm Bakanı rahmetli Işılay saygın, kendisine her türlü desteği verdi.

Baytaş sayesinde biz uzun yıllar iyi bir imajla yaşadık. Ne yazık ki bu değerli adamı 2021’de kaybettik. Şimdi Vakıf, hayatiyetini sürdürüyor ama gereğini yapıyor mu, bilmiyorum. Tanıma fırsatı bulduğum Baytaş’taki heyecan, eğer onlarda da varsa nasıl oluyor da düşmanlarımız, meydanı boş bulabiliyor?

Ulaşım ücretsiz olduğunda

Dr. Cemil Tugay, bir konuyu tartışmaya açtı, ‘Toplu ulaşım ücretsiz olmalı’ dedi.

Böyle bir cümle sarfetmek için yürek ister. Ancak konu tartışıldıkça Başkan’ın haklılığı ortaya çıkacak ve ihtimal ki, bir destek furyası başlayacak.

Ulaşım, Lüksemburg ve Singapur’un bazı bölgelerinde olduğu gibi zengin ülkelerde de, Küba gibi fakir ülkelerde de parasız.

Bu iş para için yapılacaksa ortaya bizdeki gibi inanılmaz bir tablo çıkıyor.

Bir bürokrasi devi var ortada. Bu dev, çoğunlukla vatandaşın toplu taşıma kullanırken ödediğini takip ediyor. Vatandaştan toplananla, o devin önemli bölümüne ödenen kıyaslandığında ortaya çıkan gerçek, sonuçta Dr. Cemil Tugay’ı bu cümleyi sarf etmeye getiriyor.

Benzeri, otopark ve tramvay ile metro istasyonlarındaki güvenlik kadroları için de geçerli. Kaçak yolcunun maliyeti devede kulak. Otoparklarda toplanan paralar da öyle. Büyükşehir, her ikisinde de radikal kararlar aldı ve uyguluyor. Ve zararın kapatıldığını görüyor.

Ücretsiz toplu taşıma, belki yığılmayı artırır ama zamanla bu yığılmanın azaldığı görülebilir.

İstihdam konusu ayrı bir konu.

Ama tepki en çok buradan gelebilir, dikkat.

Yoksa…

Siz, hiç at mezarlığı gördünüz mü? Ya da böyle bir mezarlığın olduğunu duydunuz mu?

Belki vardır da, biz bilmiyoruz.

Bu bilgi yoksunluğumuzun nedeni, Ege’den Adana’ya kamyonlarla taşınan sakat ve hasta atların akıbetindendir.

Mezarları yoksa ne oluyor bu atlar?

Adana’da Kırgız Türkleri yoğun bir şekilde mi yaşıyor?

Bu sorular ve bu meçhul haller zinciri aklınıza ne getiriyorsa gerçek odur.

Türkiye’de bir at piyasası var. Koşu, konkurhipik ve de binek. Bunların hepsinin sektör planlayıcısı ve pazarlayıcısı var. Yani doğumlarından ölümlerine kadar, bu kişiler atların her anına tanık.

Kısacası ‘At mezarlığı var mı, yok mu?’ sorusu bir başka ‘Yoksa’ ile gelirse yandık demektir.