Sanat, açık görüşe tabii bir dil içerir. Sanatın tarihinde bilimde olduğu gibi ilerleyici ve doğrusal bir gelişim yapısı yoktur. Bir sanatın kalıcı olabilmesi, bireysel bakış açısıyla her seferinde farklı yorumlanabilir olmasındandır. Bir sanat eserini yorumlarken, o esere dair sanatçının hayatını, yaşanan dönemi ve dönemin koşullarını, o dönemde etkin rol oynayan diğer sanatçıların hayatlarını ve benimsedikleri kuramları bilmek, yorumlarken daha gerçekçi olabilmeyi sağlar. Ancak yine de bir eseri yorumlayan kişi ile sanatçının o eser üzerindeki düşünceleri daima farklı olacaktır.

Çok ünlü sanatçıların eserleri hakkında oldukça fazla yorum bulmak mümkündür, ancak bazıları için sadece birkaç eseri hakkında bilgi sahibi olunabilmektedir. Gustav Klimt benim için az ünlü sanatçılardan biriydi. Bir ders kapsamında hayatını öğrenme ve eserlerini yorumlama fırsatı buldum. Bugün bilmeyenler için Gustav Klimt’i biraz anlatmak istiyorum. 
Avusturyalı art noveau ve sembolist ressam Gustav Klimt 1862’de Viyana’da doğmuş, 1876 – 1883 yılları arasında Viyana Sanat Okulu’nda eğitim almış, 1880’lerde ağabeyi Ernst ve arkadaşı Franz Matsch ile bir stüdyo açmıştır. 1888/1889 yıllarında Krakau, Trieste, Venedik ve Münich seyahati yapan Klimt, kurdukları stüdyoda, Reichenbach, Karlovy Vary tiyotrolarına tavan resimleri yaptı. 1885’te benzer bir uygulamayı Fiume Tiyatrosu’na çalışan sanatçı, yine aynı yıl Viyana’daki Hermes Villa için çalışmıştır. 1886 – 1888 yılları arasında, Burgtheater için tavan freskleri ve Viyana Sanat Tarihi Müzesinin yeni binasına duvar resimleri çalışan Klimt, 1900’de Kraliyet Eğitim Bakanlığı adına Viyana Üniversitesi için fakülte duvarlarına çalışmalar yapmıştır. Klimt’in taslakları, pornografik olduğu gerekçesiyle üniversite yönetimi ve medya tarafından şiddetle reddedildi. Ancak, bu çalışmalarından birinin Paris Dünya Fuarı’nda altın madalya alması Klimt’in hukuksal bir anlaşmaya yanaşmasını engellemiştir. 1907 – 1908 yıllarında en ünlü resmi öpüş tablosunu yapmış ve eser, 1908 yılında Viyana’daki Sanat Fuarı’nda gösterilmiş, ardından İmparatorluk Kültür ve Eğitim Bakanlığı tarafından hemen satın alınmıştır.
En ünlü eseri “The Kiss” (Öpücük), büyük çoğunluğun aşina olduğu bir eser olabilir.

Resimde de görebileceğiniz üzere Klimt, bu eserinde son derece sade bir kompozisyon kullanmıştır. Erkek figürü kare ve sert çizgilerle resmedilmişken kadın figürü ise daha yumuşak ve dairesel şekillerden oluşmuştur. Bu, erkeğin maskülenliğine ve kadının naifliğine gönderilen bir mesajdır. Kadının başındaki tacın ve çiçekli elbisenin toprağı çağrıştırdığına ve doğurganlığı simgelediğine inanılır. Tüm bu farklı detayların aksine ise çift birbirlerinden keskin çizgilerle ayrılmamıştır. Aksine birbirini tamamladıkları görülmektedir. Eserin arka planı ise sanatçının altın çağını simgelercesine sade alt renkle doldurulmuştur. Resim bireysel olarak bana aşkı, huzuru ve şefkati çağrıştırmaktadır. Dünyevi şeylerden uzaklaşmış ve adeta kutsal bir boyuta geçmiş gibi resmedilen çift, aşk ve çekimle birbirine bağlanmıştır. Sanatçı tüm bu hisleri oldukça yalın şekilde hissettirmeyi başarmış. Kadın bir elini adamın boynuna dolarken diğer eliyle adamı tutuyor. Gözlerini kapatmış ve kendinden geçmiş gibi görünen kadını erkek, bir eli kadının yüzünde bir eliyle de kadını sıkıca tutmuş şekilde, tamamen kadına ve öpücüğüne odaklı şekilde görmekteyiz. Arka planın sade olması da odak noktasının hisler olduğunu ve başka hiçbir şeyin öneminin olmadığını göstermek için yapılmış.
Öpücük tablosundaki kadının kim olduğuna dair farklı tahminler olsa da, kimileri Klimt'in ömürlük partneri Emilie Flöge olduğunu söylemektedir. Emilie ile oldukça büyük bir aşk yaşadığı söylentiler arasındadır. Emilie hayatı boyunca ona ve eserlerine değer verip sahip çıkmıştır. 
Klimt diğer eserleri ile de çok konuşulsa da en önemli eseri olarak tutku dolu bir aşk hikayesini anlattığı The Kiss’i göstermek mümkündür. Peki Klimt’in bu tablosunu ve diğer tablolarını izlerken sizler nasıl yorumlardınız?