' Uymak istemediğimiz bir rutinde dönen yaşamımızı değiştirmek gerçekten bizim elimizdeyken yaptıklarımız ve yapmayı planladıklarımızın geçmişimizle yüzleşmesi sorgu ve kaygıdan doğan belli belirsiz kararsızlıkların ortaya çıkmasına neden olur. Hali hazırdaki düzenimize veya mantalitemize ters düşen bir fikrin değerini ya da verimini anlayıp buna ulaşmak için o ana kadar istemli veya istemsizce aldığımız kararların bazılarını değiştiririz yani yeni bir amaca yönelik kararlılığımızı bir kararsızlıktan besleriz. Pekii, bu yeni kararlılığımız içinde eskisinden uzaklaşmak için onun zıtlarını barındırdığı takdirde bir çöküş aşamasında o zıtlıkların geçmişe yönelik çağrışımlarını nötralize edemezse bir önceki aşamaya mı dönmüş oluruz? Yoksa belirli bir tecrübe kazanımı yaşanmış mıdır? Bunlar “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” sözüne çağrışım yapabilen fikirler. Eğer öyle ise bir daha benzer bir değişikliğe karar kılındığında bu süreç daha uzun vadeli, sonsuz veya daha başarılı olacak mıdır? Önceki satırlarda bahsedilen çöküş ya da kırılma noktasına kadar bizleri getiren ve bir kıvılcım misali kaybolarak bizi bir başımıza bırakan mantalitemize erişmek her kırılmadan sonra daha mı kolaylaşır? Yoksa aynı eforu gerektiren bir değişimin sonucunu tanımış olmak kendimizi bu yolda yargılayıp tanımayı kolaylaştırarak sapmalardan kaçınmamızı mı sağlamış olur? Geçmişte olmak istediğimiz kişi haline gelmeye en çok yaklaşmış halimizin neleri yapıp yapmadığını düşünebilir ve bu sayede hangi durumların yaşanacağını kavramaya çalışabiliriz. Özümüzü bu şekilde tanırken öğrendiklerimiz bir harita misali her kayboluşumuzdan sonra bizlere yardımcı olabilir ama unutmamak gerek ki, o haritanın varlığına bağımlı olup kaybolmanın değerini yitirirsek bu sefer gerçekten kaybolmuş oluruz. Musashi’nin “Yol’u kavrayan onu hayatın her yerinde görür” sözüne bu bahsettiklerimizin ışığında farklı bir şekilde bakabiliriz: eğer hangi yolların bizi hedefimizden saptıracağını veya saptırabileceğini ve o hatanın yapılışını unutmazsak “gerçek” yolu görmemiz kolaylaşabilir. Ama bütün bu düşünceler zaman bazlı, hatta belki de gerçekliğe uyarlanması mümkün değil gibi gözüken şeyler ve bir yönden de yolun sonuna yaklaşıldıkça doğru yoldan ayrılan sapaklardan uzaklaşıldığını ima ediyor gibi. Peki durmaksızın düşünen insan zihninde gerçekleşen ve soyut alemlerde kavrananların yaşadığımız dünyaya aktarılması bu konseptin zaman ile olan ilişkisini nasıl etkiliyor? Öngörü kazanmak için sarf edilen zihinsel efor insanın yaşamı içinde sarf ettiği efor bütününden eksildikçe aslında ortaya bir verim çıkıyor mu? Yoksa bilgelik için tek gözünü feda eden Odin sembolü gözle görülemeyen, elle tutulamayanlardan elde edilen tecrübenin bireyin fiziksel dünyadaki tecrübesini nasıl etkilendiğini mi anlatıyor?