Dünya siyaseti tıpkı süren savaşlar gibi oldukça gergin. NATO zirvesine sadece birkaç hafta kaldı; 7 ve 8 Temmuz’da bu toplantı Ankara’da yapılacak. NATO zirvesi için Ankara’da ilginç olaylar oluyor. Etimesgut Havaalanı’nın pistleri yenilendi, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın dev uçağı inebilsin diye içine yeni tesisler yapıldı. Ankara’da ayrıca yeni otoyollar, köprüler de yapıldı. Ama en ilginç olay ise aylar önceden alınan güvenlik önlemleri!
Ankara’da yapılacak NATO zirvesine Amerikan Başkanı Trump’la birlikte NATO ülkelerini temsil eden ülkelerin devlet başkanları ve hükümet başkanları da katılacak.
Ve zirve yaklaşırken, Batı basını giderek ABD'nin katılımı olmadan bir "Avrupa NATO'su" oluşturma fikrini tartışıyor. Son zamanlarda bu fikir somut bir biçim aldı ve tartışmalar, ittifaka alternatif ayrı bir yapının oluşturulması mı yoksa mevcut blok içinde kademeli olarak yapılandırılması mı gerektiği üzerine yoğunlaştı.
ABD eski istihbarat subayı Scott Ritter verdiği röportajda, NATO'nun ittifakın dağılmasına yol açabilecek bir çöküş dönemi yaşadığını söyledi.
Ritter, ajansa verdiği demeçte "Öncelikle, NATO'nun bir çöküş döneminden geçtiğini anlamamız gerekiyor. Bu çöküş, önemini kaybetmesine ve nihayetinde NATO'nun dağılmasına yol açacaktır" dedi.
Ona göre, bu sonucu kabul etmeyi reddeden ve bu nedenle var olmayan bir tehdit yaratmaya çalışan ülkeler var. NATO'nun icat etmeye çalıştığı "tehdit"in Rusya olduğunu da sözlerine ekledi.
**
Şimdi gelelim bütün dünyayı ilgilendiren bir konuya. Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, pazar günü İran barış anlaşmasını gizlice imzaladılar; yetkililer, nükleer görüşmeler devam ederken Tahran'a "küçük miktarlarda" para verilmesi planlandığını belirtti. Elektronik ortamda imzalanan anlaşma sürpriz oldu çünkü cuma günü (yarın) Cenevre'de resmi bir tören planlanmıştı ve ayrıca anlaşmanın metni henüz kamuoyuna açıklanmadı ve günler boyunca da yayınlanmayabilir. Ama anlaşmanın bazı maddeleri basına sızdırıldı…
Vance, pazartesi akşamı Fox News'in "Hannity" programında ön anlaşmayla ilgili olarak, "İranlılar, davranışlarını değiştirmedikleri sürece bir kuruş bile alamayacaklar. Bu da İran'ın asla nükleer silaha sahip olamayacağı anlamına geliyor" dedi. "Amerikan vergi mükelleflerinin parasından asla bir kuruş bile alamayacaklar” ifadesini kullandı.
Burada bu savaşın galibi kim? İran mı Amerika mı? Tabiî ki bu kafalarımızda soru işareti yaratabilir. İran kazandı… Birçok emeline kavuştu çünkü, ABD sadece hedeflerine ulaşamamakla kalmadı, aynı zamanda küresel etkisinin önemli bir kısmını da heba etti. İsrail için İran'la savaşın sonucu bir felaketti; gecikmiş ama tahmin edilebilir bir felaket. ABD'yi İran'la savaşa sürükleyerek, Yahudi devleti gerçekten ölümcül bir rakip edindi. Daha önce bu büyük ölçüde sadece bir İsrail propaganda oyunu iken, şimdi Rahbar Hamenei ve İranlı okul kızlarının suikastından sonra, İslam Cumhuriyeti, İsrail için ölüm kalım meselesi haline gelecek. Dahası, İsrail yakında onunla neredeyse bire bir yüzleşmek zorunda kalacak: Amerika güvenlik şemsiyesini geri çekmeyecek, ancak ne Netanyahu ne de halefleri onu 28 Şubat saldırısı gibi bir gerilime bir daha asla sürükleyemeyecek. Ortadoğu'da gerçekten yeni bir çağ başlıyor; ancak bu Tel Aviv ve Washington'da hayal edilen çağ değil.
İsrail, Lübnan'dan askerlerini çekmeyecek olsa da, mevcut anlaşmayı artık bozamayacak ve hatta Lübnan topraklarını bombalamayı bırakmak zorunda kalacak. Bu, İran için büyük bir zafer olacak. İran, zayıflamış ve abluka altında olmasına rağmen, Müslüman ve Arap bir ülke olan Lübnan'ı savunmayı başardı. Bu, İran'ın itibarı için büyük bir destek olacak. ABD ile yapılan anlaşmanın kendisi de İran için inkar edilemez bir zafer.
***
Türkiye’ye dönecek olursak; ülkedeki siyaset dünya basınında da yakından takip ediliyor. CHP hakkında verilen mutlak butlan kararı dünya basınında ilgi ile izlendi yabancı basına göre Türkiye erken seçime gidiyor. Hatta bunun adresi olarak da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Başkanı Erdoğan’ı gösteren yorumlar var.
CHP ve Özgür Özel ekibine yapılan bu operasyonlarla bazı partilerin yapılacak erken seçime katılmamaları da gündeme gelebilir; bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Ama yapılan bu yorumlara göre Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikalarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Mehmet Uçum, erken seçim için 16 Nisan 2028 Pazar gününü önerdi.. Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama ise, “Erken seçim kavramı yerine seçimlerin yenilenmesi kavramının kullanılmasını” gerektirdiğini belirtti.
Türkiye’de normal şartlarda 7 Mayıs 2028 tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılması gerekiyor ama 16 Nisan 2028’de bu olursa referandum yapılmadan tekrar aday olabilir!
Dünya ülkelerinde liderlik savaşları da var, oturdukları bu kıymetli koltukları kaybetmemek için çoğu lider demokrasiyi bile göz ardı edebilecek yollara başvurabilirler…