Tespitimin ve önerimin; başlığa tıpatıp uyacağına olan inancımı koruyarak yine de düşüncemi söylemek istiyorum.

Üniversite ve kamu hastaneleri, her gün uzak diyarlardan gelen insanların şifa aradıkları birer yerdir. Vatandaşın parasıyla yapılmış, vatandaştan toplanan vergilerle ayakta duran kurumlardır bunlar.

Bu kurumlarda randevu gibi bir eziyet ve azap/ dolu bir gerçek vardır.

Görevli, size “Yarın sabah 07.00’de hastanede ol”der.

Bargama’da, Beydağ’da yaşıyorsanız, nasıl olacak bu?

Diyelim ki hasta geldi. O saatte sizinle ilgilenen yok. Öğleye kadar bir hareketlilik başlıyor ve saat 12.00 olduğunda da bu defa vatandaşa ‘Saat 13.30’da burada olun’ komutu veriliyor.

O vatandaş, bir buçuk saat ne yapacak? Ne yiyecek, ne içecek, soran yok. Büfelerde haşlanmış yumurta, üçgen peynir gibi kahvaltılıkların her biri 25 liraya satılıyor. Tuz ve karabiber bile para ile.

Akışı öğle saatinde de sağlayacak bir düzenleme yapmak zor mu?

Polise gittiğinizde, jandarmaya gittiğinizde size ‘Mesai saatinde gel’ diyen olmuyorsa bu kurumlarda da olmamalı. Esas olan vatandaş memnuniyetiyse gereği yapılmalı.

Eminim; bunu yapmaya kalkışan bir başhekim olsa Tabip Odaları, sendikalar ortalığı kaldırır.

Dediğim gibi, ‘Olmayan duaya amin’ demek bu.

Üstelik pekala olabilecekken. Olmasının kimseye zararı dokunmazken…

Sevaba niyetlenip günah işlemek

Günümüzde ne yazık ki, bunun örnekleri sıkça yaşanıyor.

İsim vermeye gerek var mı, bilmiyorum. Lüks arabalarda geziyor, korumaları, sekreterleri var ve kullandıkları tek malzeme ‘Din’.

Onların kullandığı ‘Din’i İslamiyet’le karıştırmamak lazım. Tamamen ticari bir kafa, tamamen rant üstüne rant.

Kullandıkları dil, onlara özgü ve toplumu etkilemeye müsait.

Ramazan gelince biraz daha bitleniyorlar. Kanal kanal dolaşıp güzel dinimizi, zenginliklerine zenginlik katmak için gözleri kapalı kullanma cesareti gösteriyorlar.

Bunların hiç biri rahmetli Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün eline su dökemez.

Bir ses sanatçısı kardeşimizin, sosyal medyada paylaştığı çağrı çok manidar. Diyor ki sanatçımız, “Ey TV kanalları, bu adamlara kucak dolusu para ödeyeceğinize o para ile evine yemek götüremeyen çoluk çocuğu doyurun. Programlarını da tekrar olarak yayınlayın. Ben tekrarını keyifle izleyeceğim.”

İslamiyet’te ‘Allah rızası için’ diye bir deyim vardır. Bu, dinimizin vecibelerini yerine getirirken, iyilik ederken karşılık beklememek demektir.

Biz cahil halimizle bu deyimi çözebiliyoruz da Prof. olmuş koca adamlar niye duymazdan gelir, anlamak mümkün değil. Dinler tarihi, tarih boyunca dini ticarete alet olarak kullananların nice imparatorluğun sonunu getirdiğinin örnekleriyle doludur.

Biz ‘Son Peygamber’in takipçileriyiz. Kur’an, inancımız ve kılavuzumuzdur. Bu adamlar da silkinseler ve ‘Cennet-cehennem’ hikayeleri anlattıkları o cemaati yanıltmasalar.

Büyük düşünmek

Siyasi partiler, oy oranları ne olursa olsun hep büyük oynamayı seviyor. Yüzde yarımlık oyu olan parti bile ‘İlk seçimde iktidarız’ diyor.

Bu hayal alemi, siyasi yapımızın daha nice fırın ekmek yemesi gerektiğini gösteriyor ki, sonuçta ‘İktidar’ olmanın her şeyi çözeceği inancı beyinlere hakim duruma geçiyor.

Had bilmek, hak etmek ve bu iki duyguyla çok çalışmak esas olmadıkça Türkiye siyasi açıdan bir hayal alemi olmayı sürdürecektir.

Bu hayalin sihrine kapılanların zırt pırt parti kurmaları, kırk seçim geçse de varlık göstermemelerine rağmen ayakta kalmaya inat etmeleri sorgulanacak bir vak’adır.