Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerini bir bir kaybetmeye devam ediyoruz. Son olarak bir süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden Türk Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, şair, yazar, tiyatro yönetmeni ve çevirmen Yılmaz Gruda hayata gözlerini yumdu. Tiyatro’nun efsanevi oyuncusu Gruda’yı nasıl hatırlayacağız, bugün biraz buna değinelim istiyorum. 
Yılmaz Gruda, 14 Temmuz 1930 tarihinde İstanbul’da doğan ve şairlik yeteneği ile dikkat çeken bir değerdi. 1950’li yıllarda yazdığı şiirlerle çeşitli dergilerde yer almaya başlayan Gruda, 1956 yılında Cep Tiyatrosu’nda oyunculuk kariyerine başladı. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Küçük tiyatro sahnesinde yer alan Gruda, Ankara Meydan Sahnesi ve Nisa Serezli topluluklarında da görev yaptı. Bir dönem sektörden uzaklaşarak muhasebecilik yapan Gruda daha sonra yönetmenliğe soyunarak, Muamer Karaca Tiyatrosu’nu yönetmeye başladı. Özel hayatıyla da dikkat çeken oyuncu 1965 yılında Ayşen Gruda ile yollarını birleştirmişti. 
Gruda, eserleriyle de birçok ödül kazanarak sanat dünyasında saygın bir konuma sahipti. Çerçi Zeus adlı eseriyle Behçet Aysan Şiir Ödülü’ne, Marathon “Bir Uzun Koşu” adlı eseriyle Yunus Nadi Ödülü’ne layık görüldü. Ayrıca, Altın Portakal Film Festivali’nde Yaşam Boyu Onur Ödülü ve Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde Onur Ödülü gibi birçok prestijli ödülün sahibi oldu.
Bugüne kadar birçok önemli dizi ve filmde boy gösteren Gruda, Türk tiyatrosunda önemli bir yer edinmiş büyük bir sanatçıydı. Sinema ve dizi filmlerde rol alan ve tiyatro oyunları da yazıp, çeviriler yapan Yılmaz Gruda'nın eserlerinde geleneksel Türk tiyatrosu ve Anton Çehov etkisi açıkça görülmekteydi. Tek kişilik gösterilerinde geleneksel Türk tiyatrosundan esinlendiği bir oyunculuk anlayışı ortaya koyan Gruda, edebiyat alanında kendine özgü şiirleriyle dikkati çekmişti.
Son dönemde birçok yeni oyuncuya hocalık yapan Gruda, Yeşilçam’da oynadığı birçok rolle hafızalara kazınırken, yeni dönemde yayınlanan “Yabancı Damat”, “İşler Güçler”, “Kavak Yelleri” gibi dizilerle de adını sıkça duyurmayı başarmıştı.
2019 yılında kaybettiğimiz Ayşen Gruda ile evli olan Yılmaz, Gruda, eşiyle birlikte Yeşilçam’da büyük rüzgarlar estirmiş, oyunculuğu ve yönetmenliğiyle izleyicinin kalbinde taht kurmuştu.
Yılmaz Gruda, 93 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bir süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden sanatçı, Özel Güngören Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Ancak, yakalandığı virüs sonrası böbrek yetmezliği ve yaşlılık rahatsızlıkları nedeniyle maalesef yaşamını yitirdi. Sanatçının ölüm haberini menajeri Tümay Özokur sosyal medya hesabından duyurdu.
Bu üzücü haber vesilesiyle Yeşilçam’ın büyük değerlerine saygı ve sevgilerimizi sunarken, çocukluğumuzun en güzel vakitlerini geçirdiğimiz bu güzide insanlardan bugüne kadar neler öğrendik bir de ona bakalım.
Yeşilçam bize kardeşliği, sevgiyi, değeri, yalancının mumunun yatsıya kadar yandığını, aşkı, özlemi, gurbeti, sevdayı, kısacası insanın insan olarak hissedebileceği tüm değerleri tek tek öğretti.
Peki Türk sineması neden Yeşilçam diye anılmaya başlandı? Bunun nedeni şu, Yeşilçam Sokağı, İstanbul'un Beyoğlu semtinin Taksim'e yakın kısmında yer alan bir sokak. 1980 öncesi dönemde film şirketlerinin çoğunluğunun yazıhaneleri bu sokakta bulunduğu için, Türk sineması kısaca Yeşilçam diye anılmaya başlamıştı. Bu sokak Ayşen Gruda’dan Hülya Koçyiğit’e, Kemal Sunal’dan Şener Şen’e, Ediz Hun’dan Türkan Şoray’a, Filiz Akın’dan Tarık Akan’a kadar, bugüne kadar gördüğümüz en iyi oyuncuların yıldızlar geçidiydi. Şu anda tüm bu iyi oyuncuların yerini mankenler, şarkıcılar alırken, elbette onların izinden giderek sektörde yükselmeye başlayan iyi oyuncuları da görmek mümkün hale geldi. Türk sinema ve tiyatrosunun geleceği nasıl olacak hep birlikte göreceğiz, ancak Yeşilçam’ın yerinin dolamayacağı, çok bariz ve anlaşılan bir gerçek.