Suriye (1935) 1935 doğumlu sinema yönetmeni Mustafa Akad, Hazreti Muhammed’in hayatını anlatan bir film çekmeye karar verdi. Filmde peygamberimiz görünmeyecek, ancak onun gözüyle izlenen bir teknik oluşturulacaktı. Mustafa Akad’ın bu filmi çekme amacı, İslamiyet’le ilgili ön yargıya sahip olan Batılılara mesaj vermekti. Hatta filmin adını da ‘Mesaj’ koymuştu

Önce uzmanlarına bir senaryo yazdırdı. Bunu İslam alimlerini toplayarak gösterdi. Eksisi artısı varsa gereğini yapacaktı. Ufak tefek rötuşlardan sonra proje ortaya çıktı. Ancak sermayeye ihtiyacı vardı. Suudi Arabistan, Kuveyt, Adnan Kaşıkçı gibi kaynaklardan sağladığı imkanlarla çekimlere başladı. 1975 yılının ortalarıydı. Önce Suudi Arabistan yan çizdi, arkasından Adnan Kaşıkçı ve en son da Kuveyt. Destekleyenler arasında Libya da vardı ama katkısı onlarınki kadar büyük değildi.

Akad, kovulduğu Suudi Arabistan’da kurduğu platoyu apar topar, davet aldığı Fas’a taşıdı. Fas Kralı, ‘Meydan senin’ diyerek ona destek olmuştu. Burada da 4 ay çalışan Mustafa Akad, Suudi Arabistan’ın Fas Kralı’na yaptığı baskı nedeniyle çalışmasını durdurmak zorunda kalmıştı. Şimdi ne yapacaktı? Onca ekipmanı korumak kolay mıydı?

Bunu haber alan Libya lideri Muammer Kaddafi, Mustafa Akad’a el uzattı, “Gel, filmi Libya’da tamamla” dedi. İki yük gemisini Fas’a göndererek ne var ne yok, ülkesine taşıdı. Akad, hem kaynak sıkıntısı çekmeyecek, hem de güvende olacaktı. Kaddafi, Suudi Arabistan’ın dolaylı tehditlerine kulak asmadı ve çalışmalar hızlandı. Mustafa Akad, filmde Müslüman oyunculara rol vermedi. Çünkü çoğu çekiniyordu. O da Dünya sinemasının starlarından oluşan bir kadro yaptı. Antony Quinn, İrini Papas, Johnny Sekka (Bilali Habeşi rolünde) , Michael Ansara, Michael Forest ve Damien Thomas gibi her biri rollerinin hakkını veren oyuncularla filmi tamamladı.

Film dünyada izlenme rekorları kırdı. 18 dile çevrildi ve defalarca gösterime girdi.

Burada özellikle Suudilerin İslamiyet’i ne kadar benimsedikleri tartışma konusu oldu. Çünkü Suudi yöneticiler, filmin ülkelerinde gösterilmesine izin vermediler.

Bizde ‘Çağrı’ adıyla gösterilen filmin İslamiyet’i tanıtmak ve sevdirmek adına nasıl bir hizmet yüklendiğini 50 yıldır damarlarımızda hissediyoruz.

Bahçeli’nin kafa karıştıran üslubu

Milliyetçi partiler, her ülke için çok önemli siyasi yapılardır ve bir anlamda devletin de çimentosudurlar. Milliyetçi partilerde siyasi yanlışlar, yanılmalar, hatalar, ülkeye büyük yaralar açar.

Ülkemizde bu görevi, uzun yıllardır MHP üstleniyor. Taa Fevzi Çakmak’a, yani Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarından bir ismin ve sonrasında Genel Kurmay Başkanı olan bir ismin ilk nüvesini oluşturduğu bir parti MHP. Ancak bugün gelinen noktada görüyoruz ki, gelenek tam anlamıyla sürdürülemiyor. Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin çoğu zaman kafa karıştıran açıklamaları, bu algıya gölge düşürüyor. Bu yüzden MHP’de eski kadrolar yok. Hepsi istifa etti. ‘Bahçeli gitmedikçe biz yokuz’ diyorlar.

Türkiye’de iki parti var ki, parti içi eleştiriye açık değil. Biri AK Parti, diğeri MHP.

Partililer, kan kusuyor ama ‘Kızılcık şerbeti içtik’ diyor.

Nedir Bahçeli’nin kafa karıştıran sözleri?

Başından beri şöyle bir hatırlarsanız; çoğu ‘Milliyetçilik’ kavramından çok uzak. MHP Lideri, parti içi eleştiriye açık olsa, bunun ne kadar çok olduğunu ve artık ne kadar önemsendiğini vakit geçmeden görecektir.

Partideki iç dinamiklerin, vatan sevgisi uğruna içine sindiremedikleri ‘Bahçeli söylemleri’ bir hizaya gelmedikçe bu köklü partinin işi zor.

Aslında Zafer Partisi ile İyi Parti’den yapılan salvolar, bu boşluğu doldurmaya yönelik gibi algılanıyor ama bakıyoruz, çizgi aşılamıyor.

Yaşamın bedeli

Tıp sektörü, şimdilerde yüksek fiyatlı ameliyatlarla anılıyor. Kapalı prostat ameliyatı 500 bin lira. Baypas 400 bin lira. Kanser ameliyatlarındaki fiyatlar uçuyor.

Geçtiğimiz günlerde bir TV kanalında izledim, 12 yaşlarında bir erkek çocuğunun yürüme sorunu var. Tedavi edilmezse ergenlik çağına geldiğinde ölecek. Aileye ‘Ameliyat 40 milyon lira’ demişler. Onlar da ancak 20 milyon lira toplayabilmiş. Sokaklarda MS hastaları için yalvar yakar para toplanıyor. Öyle uçuk rakamlar telaffuz ediliyor ki.

Aklım şu kadarına eriyor:

‘Hastalar, altın suyuna mı batırılıyor ki, böyle paralar isteniyor?’

Dünyada da böyle. Yaşama biçilen bedel, o kadar yüksek ki, meydan istediğinden istediği kadar almasını bilen ‘Paracı’ birilerine kalmış.