Yaşadığımız dünyada kontrol edemediğimiz birçok şeyle karşılaşırız. Etrafımızdaki bu karmaşa bazen zihinsel olarak yorgunluk oluşturabilir. Bu yorgunluk da zaman içersinde depresyon gibi önemli rahatsızlıklara yol açma eğilimi gösterir. Burada önemli nokta, karmaşanın içerisinde kendimize sakin kaçış noktaları bulabilmektir.
Dünya, beklentilerin karşılanmadığı çılgın bir yerdir; her şeyde bir anlam aramak yerine kendini doğal akışa bırakmak daha doğru olabilir. Beklentiler, kontrol edemediğimiz olayların var olduğu dünyada hüzün yaratabilir. Bu da psikolojik olarak zor zamanlar geçirilmesine neden olabilir. Beklenti içerisinde yaşamak insanı içten içe, yavaş yavaş dibe çekmeye başlar. Bu yüzden beklentiye girmek tehlikeli bir durumdur.
Bazen bir olay için girdiğimiz beklentide en yakınlarımız bile bizi hayal kırıklığına uğratabilir. Bu çok acı sonuçlara gebe kalacak olaylar silsilesinin başlangıcı olarak görev yapar. Depresyon genellikle bu gibi hayal kırıklıklarının birikimi sonucu yaşanır ve depresyon zaman içerisinde ölümcül olabilecek bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde bir insanı hayattan koparmaya yeter.
Düşünmek de beklentilerin bir sonucudur. Aynı konuları sürekli düşünmek, sadece zihinsel değil, aynı zamanda süreç içerisinde fiziksel sıkıntılara da yol açabilir. Bundan dolayı bir insanın kafasını karıştırmak, onu beklenti içerisinde bırakmak, insanlık yönü ağır basan insanların yapacağı bir iş değildir. Bu tamamıyla düşüncesiz insanların yapabileceği bir eylemdir.
Kafa karışıklığı beklentiyi tetikler. Karşımızdaki kişinin tutarsız hareketleri bizi beklentiye sokar ve zamanla hayal kırıklığı dağı büyümeye başlar. Kişinin kafası karışır, ne hissetmesi gerektiğinden emin olamaz. Bazen çok ilgi görür ve mutlu olur, bazen ilgisizlik öyle had safhalara ulaşır ki, kendisinin yanlış bir şey yaptığını düşünerek çözüm aramaya ve ilgisizliğin nedenini bulmak için deli gibi düşünmeye başlar. Bu tutarsız hisler de zamanla depresyonu ve anksiyeteyi tetikler.
Ailelerinden çocukluğu boyunca pek ilgi görmemiş çocuklarda bu duruma sıkça rastlarız. Küçük bir çocuk her zaman umut ile yanıp tutuşur. Annesi ona kızsa da sevgisi annesine nefret beslemesine kolay kolay izin vermez. Veya babasını göremeyen bir çocuk, her gece babasını göreceği umuduyla uyuyabilir. Bu durumlarda bir şeyler olacak gibi görünüp beklendiği gibi olmazsa hayal kırıklığı travma olarak çocuğun belleğinde yer eder. Bu durumun birkaç kere tekrarlanması çocukta karakter bozukluklarına sebebiyet verir. Bu da ergenlik gibi ağır depresyona girilebilme olanağının yüksek olduğu duygu durumları içeren bir dönemde, intiharlara veya kişiyi yalnızlık alışkanlığına sürükler.
Çocukluk ve gençlik travmaları, yetişkinlik evresinde kişiye büyük bir yük olarak kalır. Beklentilerin karşılanmadığı bir hayatta yaşadığını çocukluğundan itibaren belleğine kazımış bir kişi, kolay kolay kimseye güvenemez, yalnızlık ve depresyona yakalanma olasılığı artar. Bu durumdaki kişiler sosyalleşmekten kaçındığı gibi, zamanla günlük hayatta bile kalabalıklara karışmak istemezler. Yalnızlık, kendi evlerinde, konfor alanlarında kalmak onlar için mutluluk verici bir durum olmaya başlar. Bu durumlar elbette sadece çocukluk travmaları dolayısıyla olmaz. Yetişkinlikte de yaşanan olumsuzluklar kişi çocukluğunda ne kadar mutlu anılar biriktirirse biriktirsin, yıkıcı bir etkiye sebebiyet verebilir.
Tüm bahsettiğimiz bu yıkıcı durumların ardından iyileşmek için tedavi alınması elzemdir. Kimi insanlar bu tedavi sürecini, iyi olduklarını iddia ederek reddedebilir ki bu olasıdır. Ancak psikolojik olarak tedavi alınması, kişinin tarafsız birine yaşadıklarını ve hislerini anlatarak rahatlamasına ve sürekli kendi içinde aynı şeyleri defalarca düşünerek ve beklentiye girerek ölümcül sonuçlar doğurabilecek bir hastalığa yakalanma riskini en aza indirebilir.
Kısaca beklentiler sadece üzer. Beklentiye girmeden yaşamak, karşımızdaki kişi her kim olursa olsun, bizi ne kadar severse sevsin, onu ne kadar seversek sevelim, bizi hayal kırıklığına uğratabilir. Bu düşüncenin aklımızın bir kenarında her zaman olması önemlidir. Anne, baba, çocuk, sevgili, en yakın arkadaş, kardeş fark etmez. Herkesin karakteri ve kişiliği kendine özgüdür. Bundan dolayı kimin ne zaman nasıl davranacağını her zaman kestiremeyiz. Temkinli olmak da maalesef yaşadığımız çağın gerekliliğinden biridir.