Daha önce bahsettiğim bir yazarın okunması gereken bir kitabından daha bahsedeceğim bugün. Kendisi ve kitapları hakkında oldukça fazla eleştiri duyduğum, ancak yine de kitaplarının okunması gerektiğini düşündüğüm bir yazar Eric Arthur Blair veya takma adıyla George Orwell. İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasında yer alan Orwell, yazar, gazeteci ve eleştirmendir. Yazar en çok dünyaca ünlü ‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ kitabı ve bu kitapta yer alan ‘Big Brother’ tanımı ile bilinse de, en çok ses getiren kitaplarından biri de ‘Hayvan Çiftliği’dir.
Orwell’ın yaşamı, yaşamına büyük etkiler oluşturan deneyimlerle doludur. Burslu okuduğu Eton Kolejinden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma'da bulunmuş, kısa süreliğine buranın polis teşkilatında görev yapmıştır. Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur. Gençliğinde Fransa’da yaşamış, çalışmış ve oldukça büyük para problemleri çekmiştir ve bu problemler yazar olduktan sonra da peşini bırakmamıştır.
Şimdi gelelim en çok tartışma konularından biri olan kitabı ‘Paris ve Londra’da Beş Parasız’ kitabına. 1933 yılında yayınladığı eserde olaylar, ismi asla söylenmeyen bir kişi ağzından anlatılır. Kitabın kahramanı, Paris’te İngilizce kursu vermek için bulunan ancak öğrencilerin dersleri türlü bahanelerle bırakması sonucu beş parasız kalan bir adamdır. Günler boyunca aç, susuz yaşamak zorunda kalan adam, önce bir otel mutfağında daha sonra ise restoranın bulaşıkhanesinde işe girer. Buralarda da dikiş tutturamayan kahramanımız, daha sonra ise zihinsel engelli bir çocuğun eğitmenliğini üstlenerek Londra’ya gider. Londra’da da talihsizliklerin peşini bırakmadığı kahramanımız, işvereni olan ailenin tatile gitmesiyle günlerce sokaklarda kalmak zorunda kalır.
Bu anlatılan hikaye aslında o dönem Fransa’da yaşamış olan yazarın kendi hayatını anlatmaktadır. Otobiyografik bir roman olarak ele aldığı kitaba gelen eleştiriler ise oldukça ilgiç. Kimileri bu yazan beş parasızlık halinin yazar tarafından çok fazla abartıldığını söylerken, bir kısmı da kitabın ilk birkaç sayfasını okumakta zorlandıklarını ancak daha sonra kitabın gerçekten ilgi çektiğini söylemekte.
Benim fikrimi soracak olursanız ise, bence kitap oldukça akıcı ve hayatın zorluklarını hatırlatan bir yapıya sahip. Sokakta her gün gördüğümüz ve yanından geçtiğimiz, evsiz, barksız insanların hayatları hakkında daz da olsa bir fikir yürütmemizi sağlayan ve az da olsa bir empati kurabilmemize yardımcı olan bir kitap diye düşünüyorum. Ben kitabı okuduktan sonra bunları hissettim.
‘Paris ve Londra’da Beş Parasız’ Kitabının ardından eğer en önemli eserleri olan ‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ ve ‘Hayvan Çiftliği’ni okumadıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim ancak ideolojik olarak hâkim olmadığınız terimlerle de karşılaşma olanağınız olduğunu önden bir uyarı olarak söylemek isterim. Özellikle Bin Dokuz Yüz Seksen Dört kitabını ben bazen bazı bölümleri tekrar tekrar okuyarak bitirmiştim. Belki şimdi yeniden okusam çok daha farklı şeyler gözüme çarpabilir. Bazı kitaplar böyledir. Birkaç kez okumadan anlamak pek mümkün olmaz.
Avrupa'nın iki büyük başkentini toplumun en alt basamağındaki bir kişinin gözünden betimleyen Paris ve Londra’da Beş Parasız eserinden sonra Burma Günleri (1934) ve pek fazla beğenilmeyen Papazın Kızı (1935) gelir. Onları da okumanızı tavsiye ederim.
Orwell'in edebiyat yaşamındaki ikinci kilometre taşı daha sonra kaleme alacağı Daralma ile pek çok ortak noktası bulunan Zambak Solmasın adlı romanıdır. Orwell bu eserde kendisinin de bir parçası olduğu, dar gelirli orta direğin yaşantısına ayna tutar; bu sınıftan olanların yaşamını adım adım kurutup anlamsızlaştıran, umutlarını ve hayallerini teker teker öldüren geçim derdine ve tekdüzeliğe isyan eder.
Orwell, II. Dünya Savaşı boyunca Observer gazetesinde çalışmış; 1945 yılında eşi Eileen Blair'i başarısız bir ameliyat sonrasında kaybetmiş, ölümünden kısa bir süre önce hastane yatağında Sonia Orwell ile evlenmiştir. Hayvan Çiftliği'nden sonra epey üne kavuşsa ve maddi sıkıntıları sona erse de yoksulluk günlerinde tutulduğu verem hastalığı yaşamının son döneminin büyük bölümünü hastanelerde geçirmek zorunda kalmış ve 21 Ocak 1950 günü sabahın erken saatlerinde akciğerinde bir damarın patlaması üzerine Londra'da ölmüştür. Ardında 10 adet kitap ve sayısız makale bırakarak yaşamı henüz 46 yaşındayken noktalanmış ünlü yazar, bugün halen önemli yazarlar arasında yerini almaya devam etmektedir.
Beş parasız bir hayat
Dilek Çakır Durak
Yorumlar