Milli maçlar dışında aynı fikirde olmayı beceremeyen yurdum insanı yine kendisine gurur yapması gereken bir konudan polemik oluşturmayı becerdi. Bu seferki konumuz oyuncumuzun aldığı ödül ve yaptığı konuşma ile ilgili. Fikir ayrılığına hemfikir olmakla beraber Türkiye’nin en güzel özelliklerinden biri bireylerin fikri hürriyetinin olmasıdır. Bu konu Anayasa ile de kayıt altına alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesinin 1. fıkrasına göre “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.”
Son altı yılda on bir ödül alan oyuncumuz Merve Dizdar, dünyanın ikinci en büyük film ödül töreni olan Cannes Film Festivali’nde “En iyi kadın oyuncu” ödülünü kazandı. Oscar Ödülü’nü alan Haluk Bilginer’den sonra aldığı ödülle Merve Dizdar da bizi gururlandırdı.
Merve Dizdar, Nuri Bilge Ceylan'ın yönetmenliğini yaptığı “Kuru Otlar Üstüne” filmindeki rolüyle Cannes Film Festivali'nde 2023 yılı “En iyi kadın oyuncu” ödülünü aldı.
Son altı yılda onbir ödül kazanan ve gelecek vaadeden oyuncu, ödül töreninde yaptığı konuşmadan dolayı eleştirilerin hedefi haline geldi. Peki, ne demişti Dizdar yaptığı konuşmasında; “Filmde canlandırdığım Nuray karakteri inandığı şeyler ve varoluşu için mücadele veren ve bu uğurda bedeller ödemek zorunda bırakılmış bir kadın. Onu tanımak ve anlamak için uzun uzun çalışmak isterdim ama ne yazık ki yaşadığım coğrafyada bir kadın olmak Nuray'ın ve Nuraylar'ın duygusunu doğduğum günden beri ezbere bilmeyi gerektiriyor. Ödülü Nuray ve onun gibi kadınların mücadelesine güç verebilmek için, kendisine layık görülenlere boyun eğmeyip eyleme geçen, bu uğurda her şeyi göze alan ve ne olursa olsun umut etmekten vazgeçmeyen tüm kız kardeşlerime ve Türkiye'de hak ettiği güzel günleri yaşamayı bekleyen tüm mücadeleci ruhlara armağan ediyorum.”
Mücadele içinde olan bir kadını konu alan filmde Dizdar’ın yaptığı konuşma ile oynadığı filmin konusu tam olarak örtüşmüyor mu? Bu coğrafyanın hatta dünyanın çözemediği sorunlardan biri değil mi kadına uygulanan şiddet, kadının toplumdaki yerini bulamaması, kadına negatif ayrımcılık yapılması! Bu soruna yok demek, filme konu olan Nuray’ı, görmezden duymazdan gelmek demek. Emine Bulut, Şule Çet, Münevver Karabulut, Ceren Damar, Pınar Gültekin, Özgecan Aslan ve daha nicelerinin yaşadığı acıyı zulmü yok saymak demek.
Öldürülen, şiddet gören, taciz ve tecavüz edilen kadınların sesi olabilmek için gazeteci olmak isterken kendisi canice öldürülen Azra Gülendam Haytaoğlu’nun yaşadıklarını görmezden gelmek değil mi?
Eleştiri yapanlar ne bekliyordu ki? Mücadeleci bir kadını konu alan filmde oynayan Merve Dizdar’ın konuşmasında kek tarifi falan vermesini mi?
Nitelik ve niceliği iyi ayırt etmek gerekir. Dizdar’ın konuşmasına eleştiri yaparken kabul edilmeyen ne? Öldürülen kadınları mı kabul etmiyorsunuz, ülkemizi gururlandıran başarıyı mı?
Daha önce Altın Portakal Film Festivali'nde Nihal Yalçın'ın ödül aldığı sırada konuşmasını keserek gündem olan Tamer Karadağlı, Merve Dizdar'ın Cannes'daki sözleriyle ilgili eleştiride bulundu. Dizdar'a sert çıkan Karadağlı, "Kendisi Fransa'nın yıllarca işgal ettiği Cezayir için de aynı şeyleri düşünüyor mu? Cezayirli kız kardeşleri için de geçerli mi söyledikleri?" ifadelerini kullandı. Şimdi sorarım; Tamer Karadağlı şiddetin coğrafyası olmadığını bilmez mi? Neden sürekli ödül alan başarı yakalayan kadınlara karşı bir hasım içerisinde? Neden toplumda polemik olacak, kadına karşı olmayı tetikleyecek açıklama ve davranış yapma derdinde? Yoksa “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” diyerek, başarılı kadınlara yaptığı namüsait konuşma ve tavırlar ile reklam peşinde mi?
Dedim ya, nitelik ve niceliği iyi ayırt etmek gerekir. Erkek ile adam arasındaki fark gibi. Adam güvenilir, adam sözünün eridir, adam olan kadının duygularından beslenmez, adam olmak her koşulda hangi coğrafyada olursa olsun sorunları örtbas ederek değil sorunlar ile yüzleşerek onları çözmeye çalışmak demektir.
Söz veriyorum, bir gün Tamer Karadağlı Cannes da ya da Oscar’da ödül kazanırsa onu en çok alkışlayan ben olacağım. Erkek olmasak da adamız! Çünkü adamlığın cinsiyeti olmaz! Adam olmak başarıyı alkışlamak demektir, başarıdan prim yapmaya çalışmak değil. Adam olmak sözünde durmak güvenmek, adam olmak ne istediğini neyi neden eleştireceğini bilmek demektir. Adam olmak erkek olmak demek değildir.
Bu mudur?
Budur!