Rüşvet, karşılıklı çıkarlara dayalı gizli bir anlaşmadır.
Tarih boyunca hep gündemde kalmıştır. Rüşvet yüzünden nice devletin sarsıldığı, nice efsane bildiğimiz insanın yerin dibine girdiği aşikardır.
Rüşvet, verenin; alanı kışkırtıp şeytana uydurduğu gibi, alanın, verecek olanı köşeye sıkıştırması ile de devreye girer.
Gizlilik hep esastır ama daha çok verenin, alandan beklediği karşılığı bulamaması anında bu gizlilik kenara itilir, bomba patlar.
Rüşvet, otorite ile disiplinle önlenecek bir şey değildir. ‘Ahlak’ mefhumu devreye sokulamaz, çünkü rüşvetin fıtratında ‘Ahlakın Şeytanla yer değiştirmesi’ gerçeği vardır.
Eskiden özellikle gümrük gibi, tapu gibi kurumlarda rüşvet ‘Ehveni şer’ haline getirilmiş, ayıp ve günah sayılmamış, hatta göz yumulur hale getirilmiştir.
Bugün bu ve benzeri kurumlarda çeşitli tekniklerin devreye sokulması “rüşvetin yücelendirilmesi!” adına önemli bir adımdır ve bu illetle mücadelede ne yapacağımızı bilemememizdir.
Konuyu toparlamak gerekirse; rüşvet dimdik ayaktadır ve ayakta olmaya devam edecektir.
Çünkü onun temelinde karşılıklı çıkar gerçeği vardır. Bu çıkar akranlığı da önlenemeyeceğine göre ‘Bizi ancak bir mucize kurtarır’ demekten başka çaremiz kalmamış demektir.
Rüşvet çarkı, siyasi yapılaşmalarda da çokça kullanılarak döndürüldüğü için örneğin belediye meclislerinde meslek dağılımlarında adaletin sağlanamadığı, bazı meslek gruplarının ‘rüşvet’ türü yöntemlerle öne çıkarılarak bozulmaya yol açtığı gerçeğini de unutmayalım.
Beterin beteri var
İzmir, tarihinin en büyük sel felaketini 24 Ekim 1930 tarihinde yaşadı. Gece saat 23.30’da başlayan sağanak yağmur, tam tamına 36 saat sürdü. Kadifekale’den 500 kilograma yakın kayalar yuvarlanarak Namazgah semtini dümdüz etti. Seylap adı verilen bu afette 117 kişi öldü. Tepecik’te misafirliğe giden bir aileden 14 kişi aynı nedenden hayatını kaybetti. Gazeteciler, matbaalarına gidemedikleri için gazeteler yayınlanamadı.
Kent, böyle bir felakete hazır değildi. Yeni kurulmuş bir cumhuriyetin bu güzel kenti, yeni yeni toparlanmaya başlıyordu.
Dönemin Valisi Kazım Dirik, denetimleri sırasında iki kere boğulma tehlikesi geçirdi. Kazım Paşa, selden zarar gören ailelere yardım amacıyla hemen ardından futbol turnuvası düzenledi. Hemen her maçta yer aldı.
Hükümet, mübadillere ve göçmenlere 1924 yılından beri küçük de olsa bir maddi destek sağlıyordu. Seylap, bu yardımı sonlandırmak zorunda kaldı.
Muhalifler, o zaman da sahnedeydi. Özellikle Meles Çayı’nın ıslahında ihmaller olduğu iddia edildi.
Ama sonuçta bunun bir doğa felaketi olduğu kabul edildi. El ele verildi, yaralar sarıldı.
Ekran Üniversitesi
Kardeşi kardeşe düşüren diziler, mafyaya meydanı boş bırakan filmler, hır çıkarmayanın kovulduğu programlar, her şeyi bilip her şeyden anladığını sananların buluştuğu açık oturumlar, ahlak, namus, aile gibi kavramları rafa kaldıran sabah programları, taraflı yayını keyif alarak sunan spikerler…
Hepsi, dünyamızın ve yaşamımızın birer mimarı oldular.
Her şeyi onlardan öğreniyor, beynimizi onların yansıttıkları ile dolduruyoruz.
Bizim Oxford’a, Orta Doğu Teknik’e gitmeye ihtiyacımız yok.
Onların sunduğu müfredat, bu üniversitelerin kapısından bile geçemez.
Biz Ekran Üniversitesi’nin mezunları olarak her alanda fark atarız.