Biz çocukken derslerde bize öğretilen kült bilgiler vardı. Bunlardan bir tanesi; Türkiye’nin Avrupa’nın tahıl ambarı olduğu diğeri ise Türkiye’nin yetiştirdiği tarım ürünleri ile kendi kendine yetebilen tek ülke olduğuydu.
Doğru ya da yanlış bilmiyorum. Biz çocukken bize bunlar öğretildi. Şimdilerde ise tahılın bilmem hangi ülkeden, buğdayın başka bir ülkeden satın alındığı haberlerini okuyoruz. Bize öğretilenler doğruysa bu doğrular ile örtüşmeyen, tarım ülkesi olan Türkiye’de yaşanılan ilginç bir durumu anlatacağım sizlere.
Ekonomik olarak yaşanılan yüksek enflasyon durumu hepimizce malum mesele. Günlük olarak değişen fiyat etiketlerine, gramajı düşürülerek tüketiciyi yanıltmaya yönelik ticari kandırmacaya, “Enflasyon var kardeşim” diye herkesin, her şeyi istediği fiyata satabiliyor olmasına alışmaya başladık. Hatta pahalılıktan kaynaklı değişen tüketici hareketleri üzerine bilimsel araştırmalar yapılmaya başlandı. Bu araştırmaların bir kısmını okuyunca bende de bazı alışkanlıkların da değiştiğini fark ettim. Artık israftan kaçındığımın farkındayım. İhtiyacım olan kadarını alıyorum. Bir şeyi almadan önce piyasa araştırması yapıyorum. Pahalılık beni daha bilinçli bir tüketici yaptı. Sanırım hepimizde oluşturduğu tek olumlu yönü bu. Artık israftan kaçınıp, ihtiyacımız olduğu kadar alıyoruz. “Bunu almam gerçekten gerekli mi?” diye soruyorum artık kendime. Enflasyonla nasıl baş edebiliriz diye açıklamalarda bulunuyor ekonomistler.
Evet, biliyorum! Sıkıntılı günler, sıkıntılı durumlar. Bazen istediğimiz bir ürüne sahip olabilmek için şartlar ve imkânlar yetersiz kalıyor. Özellikle dar gelirliler, emekliler ve askeri ücretlilerin çok zorlandığı yüksek enflasyon ortamında toplum olarak ekonomik davranmaya gayret gösteriyoruz. Yaşanılan bu zorlu süreçte ülkemiz pazarlarından birinde hayırsever olduğu belirtilen bir kişi ücretsiz olarak marul dağıtıyor. (ne vahim!) ve özellikle herkesin birer tane almasını rica ediyor. Ne mi oluyor? Herkes marula hücum ediyor. Birer tane alınması, birden fazla alınan marulun haram olacağı söylenmesine rağmen maruldan herkes üçer beşer alıyor. Aklımda deli sorular.
Öncelikle bir insan, niye yardım yapmak için marul dağıtmaya karar verir? Marulun beslenmedeki yeri nedir? Neden bir tane alınması söylenmişken bu zorlu günlerde herkes sadece ve sadece kendini düşünüp üçer beşer alır. Ekonomi bu kadar mı kötü, bedava marula saldıracak kadar? Yoksa yaşadığımız sadece yağma zihniyeti mi?
Şair bile demiş ya marul yaprağı kadar değersizim, hiçliğim diye dizelerinde;
"tut ki ben yoğum artık yeryüzünde
tut ki bir marul yaprağıydım,
öldüm" diyerek.
Şair bile kendi hiçliğini, anlamsızlığını marulla ifade etmiştir.
Yaşanılan bu durum ile ilgili ne düşüneceğimi bilemedim. Yorumsuz kaldım. Nerden baksan absürt, nerden baksan vahim, nerden baksan anlamsız. Onun içindir ki; kısaca özetlediğim durumu sayın okuyucuya bırakıyorum.
Yorumsuz başka bir durum daha Alanya internet gazetesinde yer alan haberde yer aldı. Farklı günlerde bulunan kimliği belirsiz cesetler olduğunun haberi vardı gazetede.
Haberin içeriğinde : “Manavgat’ta sahilde kimliği belirsiz iki erkek cesedi bulundu. Cesetlerin denizden dalgalarla sahile çıktığı düşünülüyor. Öte yandan, üç gün önce de Çenger ve Alanya sahillerinde çürümüş vaziyette iki ceset daha bulunmuştu. Bu olayların birbiriyle bağlantılı olup olmadığı henüz belirlenemedi. Soruşturma devam ediyor.” yazıyordu. Kısa süre içerisinde bulunan kimliği belirsiz dört ceset! İlginç, vahim ve anlam vermesi zor!
Ülkem ne yaşıyor? Ülkemde neler oluyor? Anlamakta, yorumlamakta zorlanıyorum. Az biraz endişe duyup, korktuğumda doğrudur. Güzel haberler okuyup, mutlu insanlar görmeyi temenni ederken her gün bir öncekinden daha da acı şeyler duyup, okuyor olmak yaşamı yaşanılır olmaktan çıkarıyor.
Yorumlayamasam da, anlamlandıramasam da benim hala umudum var…
Ylz derki: bazen sadece yorumsuz kalırsın. Yorumsuz…