Geçen pazar günü Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan’la sohbet imkanı buldum.
Arıkan, Türk siyasetinin kazandığı genç ve parlak bir isim.
Önce Trump’ın politikasını eleştirdi Arıkan ve iktidarın, bu adamın ve yanındaki Siyonistlerin yaptıklarına ses çıkarmamasını da eleştirdi.
Sonra iç siyasete döndü. İç siyasetin yapısında Devlet Bahçeli’nin yanlışlarını anlattı. Bugün tıkanan düzenin baş sorumlusu olarak MHP Lideri’ni işaret etti.
Bir buçuk yıl sonra seçim yapılacağını da hatırlatan Saadet Partisi Lideri, sandık güvenliği konusunda bir endişesi olmadığını, her sandığa partisinden bir temsilcinin konması ve ıslak imzalı tutanağın düzenlenmesi halinde sandık güvenliği ile ilgili bir sıkıntı yaşanmayacağını belirtti. Arıkan, “Ancak hükümet, elektronik seçim sistemini uygulamaya kalkarsa durum değişir. O zaman hükumet kendi iktidar süresini kendisi tespit etmiş olacaktır” dedi.
Kırklar Cezaevi’nde tutuklu CHP’li belediye başkanlarını ziyaret eden Arıkan, “Neden hep muhalefet partisine mensup belediye başkanları hapse giriyor. İçlerinde bir tane bile AK Partili yok. Halbuki onlar bile bazı belediyelerden şikayet etmiyor mu? Burada tam bir adaletsizlik var.”
Mahmut Arıkan, Türkiye’de uyuşturucu ile gereğince mücadele edilmediğini vurguladı ve “Yakalananlar sadece birer torbacı. İçlerinde bir tane baron yok. O baronlar, parti ileri gelenleriyle boy boy fotoğraf çektirdiği sürece uyuşturucu sorunu çözümlenemez, böyle devam eder” diye konuştu. Arıkan, son olarak faiz politikalarını eleştirdi ve 2026 bütçesinde öngörülen 1.75 trilyon liralık faiz ödemesinin Türkiye için büyük bir yük oluşturduğunu belirtti. Saadet Lideri, Türkiye’nin sahip olduğu yeraltı kaynaklarının yeterince değerlendirilmediğini de vurguladı. “Türkiye’nin altı servet, üstü cennet. Ham madde ihraç eden değil, mamul üreten bir ülke olmalıyız” dedi.
Milliyetçilik zor zanaat
Türkiye’de milliyetçi yoğunluğu küçümsenmeyecek bir düzeydedir.
Mütedeyyin bir yapısı olan bu kitle, gündemi oluşturan maddelere karşı tepki gösterememenin travmasını yaşıyor.
Subaylarımızın başına çuval geçirilmesini içine sindiremiyor. Buna karşı bağlı olduğu yapının sessiz kalmasına ne diyeceğini bilemiyor.
Kamu kurumlarından Türkiye Cumhuriyeti ibaresinin kaldırılmasını inanç ve ideallerine uygun bulmuyor. Buna karşı sessiz kalanları sadece Allah’a havale etmekle kalıyor.
Andımızın okunmasının yasaklanmasını milliyetçilikle bağdaştırmadığından, için için kendini yiyor.
Milli bayramlarımızın eski coşkusuyla kutlanmamasına akıl erdiremiyor. Akıl erdiremediği bir başka şey de biat ettiği abilerinin kılını bile kıpırdatmamış olması.
Türk milliyetçisi, ‘Başbuğ’ Alparslan Türkeş gibi bir lideri özlüyor.
Sonuçta Türk milliyetçisi, kan kusuyor ama ‘Kızılcık şerbeti içtim’ diyor.
Mütedeyyin olması da onun isyanını bastıran bir başka şey.
Buna şöyle bir yorum yapabiliriz:
Türkiye’de birileri milliyetçiliği yeniden dizayn etmek istiyor.
Ancak unutmayalım:
Kurtuluş Savaşı’nı başaranlar ve bu vatanı kurtaranlar milliyetçi kitlenin devrimci ruhu ile devrimci kitlenin milliyetçi ruhudur. Onların el birliği etmesidir.
Mobing mi disiplin mi?
CHP, bazı belediyelerde, belediyecilik konusunda uzman yöneticileri görevlendirdi.
Bu kişiler, biraz da disiplinsizlik içinde bulunan belediyelerde etkin çalışma başlattı. Ama daha ilk hafta “Mobing uygulanıyor” diye isyan bayrağı çekildi.
Bunu söylemek zor olsa da kamu kurumlarında disiplini sağlamaya kalktığınızda karşınıza hep ‘Mobing’ isyanı çıkar.
O yüzden gönderilen ve görevlendirilen bu yöneticilerin işi hiç de kolay değil.