Ege-Koop’un nisan ayı konuşmacı konuğu önceki dönem Büyükşehir Belediye Başkanlarından Aziz Kocaoğlu idi. Kocaoğlu, başarılı hizmetleriyle bir döneme damgasını vurmuştu ve hala onun fikirleri kabul ve saygı görüyor.
Aziz Başkan konuşmasında, başkanlığı dönemindeki çalışmaları ve prensipleri ile savunduğu fikirleri anlattı ve soruları cevapladı.
Ben, satır başlarıyla Kocaoğlu’nun konuşmasının önemli bölümlerini aktarmaya çalışacağım:
*Babam, 1980 İhtilali’ne kadar politika yapmıştı. Ben ise daha 6 yaşındayken 1954 seçimlerinde oy pusulası dağıtıyordum.
*27 yaşına kadar çiftçilik yaptım, TEKEL’de işçi olarak çalıştım.
*Okuma yazmayı Millet Mektebi’nde bitiren babaannem, bana yatarken okumam için mutlaka bir kitap verirdi.
*Meslek Fabrikası’nı ben kurdum. Çünkü eğitim sistemi bozuldu. Okullar ve üniversiteler diploma fabrikasına dönüştü.
*Hayatla buluşmamız gerekli. Tramvaya binmek bile eğitimin bir parçasıdır. Taşra üniversitelerinden mezun olanlar iş bulamıyor. Bu boşluğu yerel yönetimler doldurabilir mi diye düşündüm, Meslek Fabrikası’nı açtım. Ticaret, Sanayi Odaları ve işadamları bana destek verdiler, hatta okulda öğretmenlik bile yaptılar. Bunu Hazine’ye 1 milyon 800 bin lira vererek gerçekleştirdim. 2025 yılında çıkarılan ‘El koyma’ yasası ile Belediye dışarı çıkarıldı.
*Bizim devlette, devletin bizde tahsisli dünya kadar malı var. Bu (El koyma işlemi), İzmir’i cezalandırmak için yapılan bir iştir. Biz CHP olarak gelince İzmir’e moral değer kazandırdık. Yapılan işin ahlaki değeri yok.
*İzmir’in en önemli sorunu, hukukun çok aşağı inmesidir. Biz, imparatorluk artığı bir devletiz. Seçimle başarmak zorundayız.
*Ben, başkanlığım döneminde yargılanırken yanımda en çok köylüler yer aldı. Bugün TOKİ’nin mal satışı da hukuksuzdur. İmar çıkarıp arsa satıyorlar.
*Eskiden hakimler vardı. Açtığımız davaların yüzde 98’ini kazanıyorduk. Benim başkanlığımın son dönemlerinde dava açmaya niyetlendiğimde bürokratlar ‘Aman açmayalım Başkan. Kaybederiz’ diye karşı çıkar oldular. Devlet, hukuk ve kurumlar hiyerarşisidir. Demokrasi kurumlar ve kurallar hiyerarşisidir.
*Belediyelerde çok personel çalıştırılıyor. Benim dönemimde 26 bin eleman vardı. Tunç Soyer, bu sayıyı 38 bine çıkardı. Sendikalara fahiş zamlar yapıldı. Asgari ücretin 3,5-4 katı ücret ödediğimiz oldu.
*İzmir Limanı kruvaziyer limanı olsun isteniyor. Halbuki İzmir Limanı, önemli bir dökme yük limanıydı. Şimdi bu fırsatı Pire Limanı’na kaptırdık. Körfezin taranması, ekipmanların yenilenmesi, yazılım destekli çalışmayla liman, yeniden dökme yük limanı haline getirilebilir. İzmir Limanı asla gözden çıkarılamaz.
*Günde 14-15 köy dolaştığım oldu. Sabah erkenden kalkıp iki buçuk saat denize girer, balıklara baka baka o gün yapılacakları planlardım.
*2025 yılında hazırladığım bir stratejik plan Avrupa birincisi oldu ve ödül aldı. Dedemin bir sözü bana hep rehber olmuştur : ‘Dedemin dedesi ekşi erik yemedi’ diye…
*Kemeraltı’nda 10 bin küsur bina var. Bunların 1300’ü tescilli. İzmir’de turist sadece Kemeraltı’nı gezer, yemez içmez.
*Belediyeyi 1 milyar 113 milyon Euro ile devrettim. 45 milyar 500 milyon TL’lik kamulaştırma yaptım. 521 milyon Euro ile devrettim. Fuar’ı öz kaynaklarla yaptım. Benim zamanımda İZSU’nun bir kuruş borcu yoktu.
*Temiz su maliyeti katı atıktan daha düşük çıktı. Arıtma yaparsan arıtma maliyeti pis suyu geçiyor. Arıtılmış su maliyetinde Ankara’dan 6 kat gerideyiz.
*Biz İzmir’de ‘Yerelde kalkınma modeli’ni hayata geçirdik. Bunun adı ‘İzmir Modeli’dir.
*Konak’taki Büyükşehir binası yıkılmayacaktı. Yerine aynı bina yapılamaz. Karşı çıkacaklar olacaktır.
*Belediye başkanları, kendisinden akıllı adamla çalışmalı.
Bu, sadece CHP’nin sorunu değil
Eylemlerde sıkça kullanılan bir slogan vardır:
“Susma, sustukça sıra sana gelecek”
Bugün böyle bir durum yaşanıyor. Merkezi hükümet, her gün bir belediye başkanını ya görevden alıyor. Bu belediyelerin tümü CHP’li.
Bu haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı çıkmak da sadece CHP’nin göreviymiş gibi bunu o üstleniyor. Özgür Özel, günlük mesaisinin neredeyse yüzde 70’ini bu konuya ayırıyor.
Bu durum, sadece CHP’nin sorunu değil. Bütün ülke insanını ilgilendiren bir konu. Bundan İYİ Parti de, Saadet de, Yeniden Refah da, Gelecek de, DEVA da olumsuz etkileniyor. Ama nedense onlar ses çıkarmıyor. Belki de tırnaklarını bir birine sürtüyorlar. Sesini gür çıkaran tek muhalefet partisi Saadet. Diğerlerinde tık yok.
Hal böyle olunca; yapılanların doğru olduğu algısı hakim oluyor bazı çevrelerde ve tabii dış dünyada.
O partilerin bu tuzağa düşmesi hem düşündürücü, hem de çok üzücüdür ve yarattığı sorundan daha büyük bir sorun oluşturduğu da aşikardır.
Siyasi rekabet, söz konusu hukuk ve adalet olunca, tıpkı bayrak ve ezanda olduğu gibi asla düşünülemez. Gerçekten bugün CHP’li belediyelerin başına gelen, yarın-istenmez tabii- o partilerin başına geldiğinde cılız halleriyle sergileyecekleri tepki devede kulak olacaktır.
Barış düğümü çözülemiyor
Birleşmiş Milletler, Amerika’nın öncülüğünde kuruldu. NATO da öyle. Keza Amerika istedi diye Güvenlik Konseyi oluşturuldu. Kendisi, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere bu konseyin daimi üyeleri oldu.
Hem Birleşmiş Milletler, hem Güvenlik Konseyi, dünya barışının devamı için, dünyada adil dağılımın tesisi için varlar. Ama görülüyor ki, Orta Doğu Savaşı’ndan sonra herkes kendisine yontuyor. Erdoğan’ın ikide bir vurguladığı ‘Dünya Beşten Büyüktür’ sözünün ne kadar doğru olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Ama beşten büyük olan o dünya da bu beşli çetenin fiyakasını bozamıyor.
Güvenlik Konseyi, Amerika var diye savaşı sonlandıramıyor. Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi var diye bir adım atamıyor.
Sorgulamaya niyetlenen de yok.
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?